Strateji

II. Abdulhamid.. ‘Ve İsrail’

Sultan II. Abdulhamid

Yıl 1897.

İsviçre’nin Basel kentinde Dünya Siyonist Kongresi toplandı.

Filistin topraklarında bir Sion devleti kurulması kararlaştırıldı.

Fikir babası Theodor Herzl idi.

Sultan II Abdulhamid, Padişah’dı. Huzura çıktılar o toprakları parayla satın almak istediklerini Sultan II. Abdülhamid’e söylediler…

Toprağı parayla satın almak, sonra onu yurt yapmak bir Yahudi geleneğiydi. Yahudilerin atası sayılan İbrahim Harran’dan çıkıp Kenan diyarına geldiğinde, Hebron’da, Macpelah/Atababalar Mağarasını toprağıyla birlikte Hititler’den  satın almış, sonra yerleşmişti. Çok uzun yıllar sonra İsraioğlulları Mısır’dan Hebron’a geri dönmüş ve yurt edinmişti. İsrail Krallığı da böyle kurulmuştu.

Ve şimdi tarih yine tekerrür ediyordu. Filistin’de Sion devleti kurmak isteyen Yahudiler bir zamanlar atalarının yaşadığı o toprakları satın almak için Sultan II. Abdulhamid’in huzuruna çıkmışlardı.

Herzl ile Sultan arasında arabuluculuk yapan kişi, Polonyalı soylu Kont Philippe de Newlinski oldu. Bu  Kont aynı zamanda II. Abdulhamid’in Avrupa hafiyesiydi…

Daha Herzl ortaya çıkmadan önce, Kont Newlisnki bu Sion hareketinden Padişah’ı haberdar etmişti, yani II. Abdulhamid konuyu biliyordu. Ancak bu Kont Sion taraftarıydı ve önceden Osmanlı üzerinde araştırmalar yapmış ve ‘Osmanlı Hükümeti’nin maliyesinin ancak Museviler tarafından ıslah edilebileceğini, bunun karşılığında Filistin’in bir kısmında Yahudilere toprak verilebileceğini’, rapor olarak Siyonistlere göndermişti. Hatta bu plana Osmanlı’nın karşı çıkması durumunda dahi ’ Yahudiler maksatlarına başka yoldan, başka vasıtalar ile nail olacaklardır ’.diyerek her hal ve şartta Filistin’den vazgeçilmemesini öğütlemişti. Yani o bir tapınak şövalyesiydi.

Bir gün Kont Newlinski, Herzl ile birlikte İstanbul’a geldi.

Padişah’ın huzuruna çıktı.

Filistin toprakları için Herzl’in, 20 milyon Sterlin teklif ettiğini söyledi.

Padişah II. Abdulhamid zaten konuyu bildiği için cevabı hazırdı.

Türk tarihine geçen şu cevabı verdi:

“Eğer Bay Herzl senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam zira bu vatan bana değil, milletimize aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımızın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere muharebe meydanlarında kalmışlardır.

Türk İmparatorluğu bana ait değildir. Türk Milleti’nindir. Ben onun bir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar, Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem …”

Böylece…

Sultan II. Abdulhamid, Siyonistlere tavrını koydu, Filistin’i saymadı.

Buna karşılık Herzl de Siyonizm hedefinden asla vazgeçmedi..

Osmanlı Devleti’nin mali ve ekonomik bir çıkmaz içerisinde olduğunu biliniyordu. Buradan hareket eden Siyonistler bu kez para değil, bu kez Osmanlı maliyesinin düzeltilmesi temelinde bir teklif hazırlamaya koyuldular. Avrupa para piyasasını elinde tutan Musevi bankerlerin desteği ile kaynak sağlanabilir ve Osmanlı’nın içine düştüğü darboğaz aşılabilir düşüncesinden hareketle yeni bir teklif getirdiler. Bu kez teklif, 20 milyon Sterlin vermek yerine Osmanlı maliyesini borçlarından arındırıp düzlüğe çıkarmak oldu. Osmanlı Padişahı ile yüz yüze görüşebilmek için yeniden çareler aranmaya başlandı…

Musevi asıllı Türkolog Prof. Arminius Vambery ile temas kuruldu.

Ve Vambery, Osmanlı Padihahı II. Abdulhamid ile Herzl’i yeniden bir araya getirmeyi başardı.

Herzl, 19 Mayıs 1901, bir Cuma namazından sonra Yıldız Sarayı selamlığında padişahın huzuruna alındı.  Batı ülkelerinde Yahudilerin uğradığı haksızlıkları ve çektikleri zulümleri anlattı.  Musevi uyruklarına göstermiş olduğu iyilik ve adaletten dolayı II. Abdulhamid’e dünya Yahudiliğinin şükranlarını iletti.

Ardından, Mezopotamya’da bulunan petrol yatakları, altın ve gümüş madenlerinin ileri düzeydeki ekonomik potansiyelini, İsrailoğullarının bilgi, yetenek ve imkanlarıyla bu potansiyelin değerlendirilebileceğini ve maliyenin düzlüğe çıkarılabileceğini söyledi.

Ve Padişah’a, Yahudilerin desteğiyle Osmanlı devletinin maliyesini düzlüğe çıkarmayı teklif etti.

Peki, bu teklif nasıl hayata geçirilecekti?

Padişah, Herzl’den detaylı bir plan istedi.

Herzl, bir ay içinde hazırladı.

Musevi bankerler eliyle tüm Osmanlı borçlarının tasfiye edilebileceğini ileri sürdü. Sonrası kolaydı…

Sultan II. Abdulhamid bu teklifi de kabul etmedi.

5 Şubat 1902…

Bu kez Herzl, Saray tarafından İstanbul’a davet edildi.

Kendisine, II.Abdulhamid’in imparatorluğunun kapılarını Musevilere açmaya hazır olduğu bildirildi. Ancak Filistin’e gelecek Yahudiler, daha başlangıçta Osmanlı uyruğuna geçmeyi kabul edeceklerdi. Osmanlı da Filistin dışında her yerde kolonizasyon izni verecekti.

Bunun karşılık…

Siyonistler bir sendika kurmak suretiyle Osmanlı borçlarını konsolide edecek ve halen var olan ve bundan sonra da bulunacak olan tüm madenlerin işletmesini üzerlerine alacaklardı. Saray’ın teklifi buydu. Bu kez de Herzl teklifi kabul etmedi. Filistin’siz bir imtiyazın olamayacağını söyleyerek İstanbul’dan ayrıldı.

Aynı yılın Temmuz ayında, Osmanlı Sarayı’ndan Herzl’e bir çağrı daha gönderildi.

Osmanlı borçlarının tasfiyesi için Fransızlarla bir anlaşma yapılmakta olduğunu ancak Museviler daha iyi koşullar önerirse bu projenin Musevilere havale edilebileceği iletildi.

Buna karşılık Padişah da eski geleneği doğrultusunda Yahudiler’den adalet ve himayesini esirgemeyecekti. 

Herzl, ayrıntılı bir plan daha hazırladı.

Buna göre, Osmanlı borçlarının birikmiş faizi olan 1.5 milyon Sterlin Yahudi bankerlerce karşılanacaktı. Ayrıca Osmanlı borç tahvillerinin borsadan toplanması için yine Yahudi bankerler tarafından 30 milyon Sterlin temin edilecekti. Buna karşılık Osmanlı’dan Hayfa da dahil olmak üzere Akka Sancağı’nın Siyonistlere verilmesi teklif ediliyordu .

Ancak bu teklif de kabul görmedi ve Padişah, Fransızlarla anlaştı. Böylece Sion devletinin çıkışı 1’nci Dünya Harbine, kuruluşu ise 2’nci Dünya Savaşı’na kaldı. 

Yıl 1903…

Hikayeye göre, İngilizler Siyonistlere Uganda’da bir Yahudi vatanı önermiş, ama onlar bu öneriyi geri çevirmişlerdi.

Bir gün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e bu Uganda hikayesi sorulur.

Soru şudur:

 “Soykırımdan canını kurtarabilmiş birkaç Yahudi, kuşkusuz bir Yahudi devleti olsun da neresi olursa olsun, gitmeye hazırdı. Bu, bu günkü Sovyetler Birliği’nden kaçan Yahudiler için de geçerlidir. Sizce Uganda’da bir Yahudi Devleti yaşayabilir miydi?”

Peres:

“Hayır. Yahudi inancının kaynaklarına dönmelidir. Ben Gurion, Yahudiliğin bir din değil, bir inanç olduğunu vurgulardı. Aradaki fark, bir din bir örgüttür; tanrısıyla, papasıyla, tüm bir yapısıyla, buna karşılık Yahudiler ile Tanrı arasında, bildiğimiz kadarıyla bir aracı yoktur ki, ben de Ben Gurion’un bu görüşünü tamamen benimsiyorum.

 Yahudililik eksiksiz ve bütünleşmiş bir sistemdir, üstlenilebilir bir yükümlülükler bütünü olarak çıkar karşımıza, bölünemez tek bir Tanrı’ya inanmak gibi. Sonra da belirli bir dile yani İbranice‘ye inanmak gibi, bir vatana İsrail’e kendini adamak gibi.

 Ulus kavramı, din devleti kavramı veya coğrafya, din, tarih açısından bir yere bağlı olmak kavramı arasında hiçbir ayrım yoktur. Gerçekte söz konusu olan evrensel bir yükümlülüğe girmektir” .

Peres, Yahudiliği din, tarih ve coğrafya üçlemesinin birlikteliği olarak görüyordu.

Peres’in bu ifadesine bakıldığında, Siyonizm’in Kudüs merkezli, başlangıçta Filistin topraklarında ancak sonradan Nil’den Fırat’a uzanan bir coğrafyada hayata geçirilmek istenildiği görülebiliyor. Çünkü din dediğinizde Tevrat öne çıkar; Tevrat dediğinizde Nil’den Fırat’a İsrail’in Tanrısı tarafından Vaat Edilmiş Kutsal Topraklar hikayesi ortaya çıkar.

Bu da bizi bugün yakıp yıkılan Ortadoğu coğrafyasına yeniden sürükler…

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/Işığın Gölgesindeki Darbe

Başa dön tuşu