Ulusal Güvenlik

Barzani ‘Hangi Tarikat’

Türkiye tarikatları tartışıyor..
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, TBMM’de yaptığı, “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” demişti.

Haber işte bu..

Bir yanda tarikat bir yanda teröre karşı mücadele bağı kuruluyor…

Şimdi biraz eskilere gidelim..

Nehri, Şemdinli’nin geçmişten gelen adıdır.

Nehri’nin Seyitleri, Seyit Taha ve oğullarını ifade eder.

Cübbeli Ahmet namıyla maruf Ünlü’nün, medya ve magazin yüzü olduğu Halidi Nakşi Tarikatının Anadolu Halifesi Seyit Taha’nın mezarı buradadır. Bağlar Köyü sıkça ziyarete uğrar.

Ubeydullah, onun oğludur.

Seyit Abdulkadir, torunudur.

Tarikatın kurucusu Şeyh Halid, Süleymaniyelidir.

[1] En güçlü halifeleri Şeyh Barzani, Şeyh Talabani ve Seyit Taha olarak kayıtlıdır.

Tarikatın Anadolu’ya yayılışı buradan açılmış, ardından bir örümcek ağı gibi başta İstanbul olmak üzere tüm Anadolu’yu sarmıştır.

Yukarıda sayılan isyanların Halidi Nakşibendi Tarikatı’yla olan bağları ise tartışmasızdır.

İşte Uğur Mumcu Mumcu anlatıyor; [2]

‘Kürtlerin iki lideri de Nakşibendi tarikatından çıkmıştı. Kürt ayaklanmasını, Kürt Nakşibendiliğinin bu iki kolu da yönlendirdi. Seyit Taha kolu, Seyit Abdulkadir aracılığıyla Kürdistan Teali Cemiyeti’ni yönetiyordu. Şeyh Sait de Kürt İstiklal Cemiyeti’ni…

Kürt liderlerinden Mahmut Berzenci’nin akrabası olan büyük Seyit Taha, 12 müridine icabat denilen yolla halifelik vermişti. Devlet Bakanı Kamran İnan’ın 1914 yılında Bitlis ayaklanması sırasında asılan, Gayda köyündeki dedesinin babası Sibragullah Efendi de Seyit Taha’nın halifelerinden biriydi.’

Görüyorsunuz coğrafya yaşayan tarihtir demiştim, bu coğrafyada kim kimdir bilinmez demiştim.

Biraz daha derine inilirse, aynı coğrafyada birbiriyle hem dini hem de soy bağıyla ilişkili üç ailenin yaşadığını da görebiliriz; Sadate Nehri, Berzenci ve Talabaniler.

Sadate Nehri, Seyit Taha’dır.

Ama bugün herkes soruyor olsa da kimse çıkıp da ‘kim bunlar’ diye anlatmaz.

Yahu bu Seyit Taha, geçtim Cübbeli’yi, Erdoğan’ın bir gece yarısı ziyaretine gidip hayır duasını aldığı geçenlerde vefat eden Mahmut Ustaosmanoğlu’nun da büyük halifesidir.

Olur ya bir gün, böylesi hayır dualarına sizin de ihtiyacınız olursa, bu keramet nereden geliyor diye sorulmaz mı hiç?

Sormalısınız, çünkü güç bilgidedir.

Hatırlayınız Uğur Mumcu’yu; bilgi yoksa fikir de olmuyor.

Barzani bir yana, bu Berzenci, bu Talabani bölgenin sembol isimleridir, birbiriyle de akrabadır. Bugün başta PKK terör örgütü olmak üzere, karşı karşıya kaldığımız sorunların kilit isimleridir bunlar.

Seyit Abdulkadir isyanların tertipleyicisi.

Berzenci -Altan Tan’ın deyişiyle- tarihteki ilk Kürdistan Hükümdarı.

Barzani/ Talabani, Irak kuzeyinde küresel siyasetin bize görünen aktörleri.

Hal böyle olunca, kimdir bunlar diye bir bakmalı ve bunların günümüzle olan bağları açığa çıkarılmalı ki, 2023’e giden yolu önce bir görelim.

Tarihçi Ahmet Uçar’ın -belki ilk kez yayımlanmış olan- Tarih Düşünce Dergisindeki yazılarından, Barzanilerin Hahamların torunları olduğunu biz daha yeni öğreniyoruz.

Berzencilerin akrabası Seyit Taha’nın Kürt olmadığını Uğur Mumcu’dan[3],  Talabani’nin Kürt olmadığını da Ayşe Hür’den[4] öğreniyoruz.

Sizce bu gerçeği bilmek başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere toplumun hakkı değil midir?

‘Efendim Kürt olsa n’olur olmasa n’olur’ diyebilirsiniz, ama iş öyle değil. Küresel güçlerin desteğinde siyasete yön verebilen bir tarikatla derin bağlantıları olan bu figürler Kürt değilse, o zaman insan aklı doğal olarak bu bağların iç yüzüne yönelecek, bakın o zaman karşımıza kimler ve neler çıkacak.

Bu anlatılanlar daha işin başı.

Ama nasıl ki Uğur Mumcu’dan aldığı bir ışıkla yola çıkan bir yürek şu okuduğunuz sonuçlara ulaşabilmişse, yarın çocuklarımız da bu bilgiler üzerinden çıkışla güvenli bir geleceği kendilerine nakış gibi işlemesini bilecektir.

Başta ‘bu kitabı çocuklarımız için yazdım’ dediğim de budur.

Şimdi bakınız ekranlara…

Tarikatların demokratik hukuk devleti içerisinde olması gereken yeri sıkça anlatılıyor, tartışılıyor.

İlginç olanı ya devlet eliyle fonlama ya da tarikat yurtlarında yaşanmış bir skandal gündem olduğunda bu mesele konuşuluyor ve sonra da unutulup gidiyor.

Oysaki siz meseleyi gerçekten tartışmak ve toplumu bilgilendirmek istiyorsanız, öncelikle Türk tarihinde Cumhuriyete karşı isyan etmiş tarikat şeyhleri üzerinden gitmelisiniz.

Çünkü bu şeyhler hem isyanlarla hem de küresel güçlerle derin bağları olan sembol isimlerdir.

Affedilmez bir hatayla ‘Kürt’ kimliğine yapıştırılmış olan bu isyanların halkla hiçbir ilgisi yoktur. Masum halk, güvendiği bu dini figürler eliyle istismar edilmiş, olayların peşinden sürüklenip gitmiştir.

Mekke Şerifi Hüseyin de böyle yapmadı mı?

İngilizlerle anlaşıp Türk Ordusunu sırtından hançerlemedi mi?  

Hatırlayınız, aç kalan Fahreddin Paşa’nın ordusunun nasıl çekirge yemek zorunda kaldığını, su kuyularının nasıl zehirlendiğini.

Yani gerçeğe ulaşabilmek için, aklın yolu buradan açılırsa, sonrası kendiliğinde gelecektir.

Bugün ülkemizde -her ne kadar konunun uzmanı ilahiyatçılar söylemese de- siyasete yön verebilme yeteneğine sahip tek tarikat vardır.

Şeyhleri hem Osmanlı’ya hem de Cumhuriyete isyan etmiştir.

Başta İngiliz ve Ruslar olmak üzere küresel bağlantıları vardır.

Bugün AKP’nin dillendirdiği ‘Kürdistan’ siyasetiyle en yakın bağlara sahip şeyhlerin adresi de tektir, Halidi Tarikatı.

İskender Paşa, İsmailağa ve Menzil görünürde ayrı ayrı cemaatler şeklinde yapılandırılmış olsa da bağlı oldukları adres aynıdır, aynı tarikatın kollarıdır.

İşte bu pencere açılıp Türkiye’ye bakıldığında, bu tarikatın Anadolu’ya çıkış noktasının da Şemdinli olduğu görüyoruz.

Şemdinli’nin hemen güneyinde Barzaniler için bugün, herkes bir şeyler söyler. Kimi Hahamların Torunu’ der, kimi ‘Kürtlerin lideri’ der, kimi de aşiret reisi der. Ancak topluma bilgi vermenin ötesinde bu söylemler insanın aklını da karıştırır.

Çünkü Kürt olsa başka, Yahudi olsa bir başka, aşiret olsa daha bir başka yöne savrulur insan aklı.

Biz bu noktada aklı serbest bırakalım, ‘kim kimdir’ diye düşünedursun, kendi ağzından  Barzani’yi dinleyelim;[5]

Barzan aşireti adını, aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır. Şeyh Taceddin Vehbi bir din alimiydi. Bu nedenle de etrafında birçok mürit toplanır. Bunun üzerine Barzan Tekkesi’ni kurar ve ölünceye kadar bu tekkede şeyhlik görevini sürdürür. Onun oğlu Şeyh Abdurrahman, onu da oğlu Abdullah izler.

Burada bakmayın siz Barzani’nin ‘Aşiret’ dediğine , çünkü Barzaniler aşiret değil.

Neresinden bakılırsa bakılsın, altı da üstü de bir tekkedir.

Aşiret dediğinizde orada duracaksınız, çünkü yerel yönetimde gücün sembolüdür. Bakın doğuya, aşiret reislerinin siyasetteki gücüne bir bakın…

Bu siyasetin desteğindeki şeyhler, şıhlar, seyitler ne kadar güçlüyse, en az bir o kadar aşiret reisleri de güçlüdür. 

Aşiretin bu gücü ta 1514 Çaldıran savaşına gider.

Bu güç, İdrisi Bitlisi ile başlayıp günümüzde hala varlığını koruyabilen toprak ağalığından geliyor.

 Bu ağalık, toprakta ekmek parası için çalışan halkla birleştiğinde siyasi güce dönüşüyor. Yavuz Sultan Selim’le başlayan bu ağalık, Osmanlı’nın bir yönetim biçiimi. Aynı zamanda ve özellikle de Kürt kardeşlerimizin bugün de sürdürdüğü bir yaşam şeklidir.

Var mı Barzani de böyle bir güç? Yok.

Var mı Barzani’nin Osmanlı’dan aldığı bir beylik, bir emirlik? Yok.

Öte yanda aşiret, ‘demokratik laik sosyal hukuk devleti’ üzerinden bakılırsa, bir Cumhuriyet eseri değildir.

Cumhuriyet fazilettir; aklı hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister.  Ama Atatürk’ün başlattığı devrimler, 1950’den itibaren bıçak gibi kesilerek yerini tekkeler, şeyhler şıhlar üzerinden giden bir siyasete bıraktığı için, bu cumhuriyet değerleri bir türlü hepimiz için bir fazilet kaynağı olamamıştır.

Bu dramatik sonuç -ne yazık ki- bugün karşımıza ‘Kürt sorunu’ olarak çıkarılmıştır.

Aslında sorunun adı Kürt değil, ağır bir devlet yönetim zaafıdır.

Düşebiliyor musunuz cumhuriyetin yüzüncü yılındayız. Cumhuriyeti kuran Türkiye halkının ortak dili Türkçe. Ama bakıyorsunuzuz mahkemelere, kardeşlerimizin ne dediğinin anlaşılabilmesi için bir tercümanın, devletle yurttaş arasında aracı olduğuna tanık oluyoruz. Bu ne demektir?

Hem ‘Bin yıldır kardeşiz’ diyerek siyaset yapacaksınız, buna karşılık kökeni farklı kardeşlerin aralarında konuşabileceği ortak bir dil olmayacak!

Bu siyaset bu manzara karşısında hiç utanmaz mıdır?

Hal bu iken, taşımalı sistemle okulları kapatmaya çabalamanın anlamı nedir?

Cumhuriyetin fazilet olduğunu öğrenemeyen bir nesil, demokrasinin kendine sağladığı temel hak ve özgürlükleri nasıl öğrenecek, öğrenip de sahip çıkacak?

Yahu siz bugün, PKK terör örgütünün dahi yıllardır başvurduğu şiddet eylemlerini dahi bu çözülmeyen sorunlara dayamış olduğunu bilmiyor musunuz?  

Bakın iş nereden nereye geliyor…

Bu Barzani ‘ben aşiretim’ diyerek kendini nasıl Doğu Anadolu’ya bağlıyor. Üstelik ‘ben tekkeyim’ diyerek de sırtını tarikata, şeyhlere, şıhlara bağlamasını nasıl da iyi biliyor.

Oysaki bir aşiret reisi bile değil, ama bizim Kürt kardeşlerimize ulaşabilmek için her iki yolu da açıyor.

Burada anahtar; ‘Tekke’dir, Barzan Tekkesi.

Barzani’nin eliyle çizdiği soyağacında geçen coğrafya, Süleymaniye’den başlayıp Hakkari/Şemdinli, Şırnak/ Cizre’ye kadar uzanan Irak kuzeyidir.

Ağalar beyler döneminde bu bölgenin hakimleri – başta vurguladığımız gibi- Bedirhan, Baban ve Soran’dır.

Beylikler ortadan kaldırılınca iş değişmiş, aynı coğrafyada bu kez şeyhler, şıhlar, mollalar hakim olmuştur.

 Böylece Süleymaniye’de Şeyh Talabani, Barzan/Soran’da Şeyh Abduselam Barzani, Hakkari/ Şemdinli/ Cizre hattında da Seyit Taha, Osmanlı’da devlet gücü kullanan yerel güçler olarak ortaya çıkmıştır.

 Ancak bu geçiş sürecinde toprak ve aşiret gücüne dayalı beylikler yok olmamış, aynı ağalar beyler bu kez Şeyhlerle işbirliğine giderek varlıklarını sürdürmüşlerdir, tıpkı bugün gibi.

Mesut Barzani’nin anlattığı bu Barzan Tekkesinin en önemli figürü Şeyh Abduselam Barzani’ye gelince…

Bu Abdusselam, Osmanlı’nın astığı Barzani değildir, onun dedesidir. Tarikat silsilesi açısından boyu ta Menzil’e, İskender Paşa’ya ve de İsmailağa’ya kadar uzanır.

Bunu Barzani söylüyor, biz değil;

“Mevlana Halid Nakşibendi, tekkelere yaptığı ziyaretlerden birinde Barzan Tekkesi’ne uğrar ve Şeyh 1’nci Abdulselam’ı halifesi olarak atar.  Barzan medresesi bir Halid-i Bağdadi Nakşibendi okuluna dönüşür. Ve birlikte, daha sonra Mevlana Halid’in halifelerinden biri olacak Seyyid Taha’yı ziyaret ederler”.

Mevlana dediği, Şeyh Halid’dir. Süleymaniyelidir, tarikatın kurucusudur.

Nakşibendi dediği ise, Türk Dünyasının yakından bilip tanıdığı Nakşibendi Tarikatı da değildir.

Hatırlar mısınız, Erdoğan, 6 Mayıs 2018, Özbekistan’a resmi bir ziyarete gitmişti. Heyette yer alan tarihçi Murat Bardakçı, bu konuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.

Bardakçı bu yazısında bakın ne demiş;

 ‘İslâm dünyasının bugün en güçlü tarikatı olan Nakşibendilik’i kuran Özbek Türk’ü Muhammed bin Muhammed Bahaeddin el-Buhari’.

 Bu söylediği isim, Bahaeddin-i Nakşibend’dir. Yani Türk Nakşibendi Tarikarı’nın kurucusu. Mezarı üzerindeki dikili taşta soy geçmişi açıkır; [6]

‘Burası 1318’de buradaki mübarek Kasr-ı Ârifân Köyü’nde doğan, Baba Muhammed Semmâsî ile Emîr Külâl tarafından yetiştirilen, hakikatlerin kâşifi ve hakkın halk üzerindeki delîli olan ve 1389’da vefat eden Seyyid Muhammed oğlu Seyyid Muhammed Bahaeddin’in nurlu kabridir.’

Burada geçen Nakşibendi Tarikatının kurucusu Bahaeddin-i Nakşibend ile Barzani’nin sözünü ettiği ‘Mevlana Halid Nakşibend’ arasında hiçbir bağ yoktur.

Murat Bardakçı bir yana, Uğur Mumcu, işte anlatıyor; [7]

‘Nakşibendi, 1300’lü yıllarda Buhara kenti yakınlarındaki Kasrı Arifan’ın Nakşibent köyünden Mehmet Bahattin-ül-Üveys-ül Nakşibendi adlı bir Türk’ün öncülüğünde kurulan bir İslam tarikatıdır. Bu tarikatı Kürtler arasında yayan Mevlana Halid’di. Bağdat’ta oturan Mevlana Halid, Nakşibendi Kürtler arasında Bağdadi diye de tanınırdı.

Destur vererek müritlerinin bazılarını halife yapmıştı. Bu müritlerden biri Nehrili Seyit Taha, öbürü de Bismil’in Cilustun koyünden Palulu Şeyh Ali Septi’ydi.’

Barzani’nin Mevlana dediği, Abdullah Dıhlevi’den aldığı icazetle bir anda Nakşibendi, Kadiriyye, Çiştiyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye gibi tüm  tarikatların en büyük halifesi olan Şeyh Halid’dir.

Üstünde taşıdığı icazetin dinsel gücü ve arkasına aldığı Osmanlı’ın desteğiyle bölgesel güç haline gelmiş. Öyle bir güç ki, bir bakıyorsunuz bir ucu Kafkaslara diğeri ucu İstanbul’a uzanmış.

 Hal böyle olunca, seçilmiş coğrafyadaki bütün Kadiri şeyhleri Halidi Tarikatına geçivermiş.[8]

Diyeceğim o ki, Berzenci aşiretinin hakim olduğu Irak kuzeyinde  Barzani adıyla bir aşiret yoktur. Arşivlerde küçük bir aşiret olarak geçiyor olsa da, ‘aşiretsiz’ köylülerin oluşturduğu bir cemaattir, adına özel tekkesi vardır.

Şeyh Abdusselam halife olduktan sonra, bu aşiretsiz köylüler Barzan tekke etrafında toplanmış ve zamanla genişleyerek Barzaniler adıyla anılmaya başlamıştır.

Bu iş tarikat silsilesi üzerinden daha da uzatılacak olursa, Cübbeli Ahmet’in de halifesidir bu Abdusselam.

Seçilmiş bu coğrafyada kim kimdir bilinmez, kimin neye hizmet ettiği ise, ancak yaptığı işin ayinesinden anlaşılır.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Kitap:

Kod 2023 Son Tezgah


[1] Saray’daki Gizli Tarikat, Destek Yayınları.

[2] Uğur Mumcu, ‘Kürt İslam Ayaklanması’, s. 46, UM: AG Yayınları, 2010.

[3] Uğur Mumcu, age.s. 99.

[4] Ayşe Hür, makale, “Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler”, Taraf Gazetesi, 06.11.2011.

[5] Mesud Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, s.23, Doz Yayınları, 2006.

[6] Murat Bardakçı, tarihçi yazar, ‘İslâm dünyasının en güçlü tarikatinin kurucusu Bahaeddin Nakşibend, bu dut ağacının gölgesinde yatıyor’, Haber Türk 6 Mayıs 2018.

[7] Uğur Mumcu, Kürt-İslam ayaklanmaları, s. 45, UM; AG yayınları, 2010.

[8] Martin Van Bruınessen, ‘Ağa Şeyh, Devlet’, s. 330. İletişim Yayınları.

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, Araştırmacı Yazar Terör ve siyaset üzerine yayınlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu