Video

Barzani.. ‘Misafir Ağır’

Mesrur Barzani Ankara’da..

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmek üzere Ankara’ya geldi. Görüşmede, Kuzey Irak Bölgesi ile Türkiye ilişkileri, Irak ve bölgedeki son gelişmelerin ele alınacağı bildirildi.

Ankara’ya gelen Barzaniler kimdi?

Şimdi epeyce geriye gidelim..

Halidi Nakşibendi Tarikatının bu coğrafyasında derin Yahudi izleri olduğunu biliyoruz.

Bu izleri Barzan’a doğru sürdüğümüzde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Yahudi Barzani’nin ortaya çıkışı 16 ve 17’nci yüzyıldır ki aynı zamanda Barzan coğrafyasındaki Baban, Soran ve Botan beylerinin en güçlü olduğu dönemdi.

Yahudi Barzan’ın kaynağı şöyle gösteriliyordu:

‘Kürt Yahudileri ile Kürt dilini ve kültürünü benimsemiş, tarih boyunca Kürdistan olarak tabir edilen Kuzey Irak ve Mezopotamya bölgesi sınırları içerisinde var olmuş, daha sonraki yüzyıllarda İslam dinine geçmiş ve İsrail kurulduktan sonraki süreçte Kuzey Irak’tan İsrail’e göç eden Yahudiler kastedilmektedir. Kürt Yahudileri, kökenleri itibariyle Kürt değil, İsrailoğullarının İbrani kavmindendirler.’

Yani Barzanilerin yaşadığı coğrafyada derin dinsel izler vardı. Tarihçi Ahmet Uçar da Yahudi Barzan’a ulaşmıştı:

‘Kuzey Irak’ta asırlardır ‘Tat’ diyalekti ile konuşan, ticaret ve küçük zenaatlarla uğraşan, birçok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan Yahudilere rastlanmakta idi. Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddi çalışmaları, kendisi de Kürtçe konuşan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbrani Dili Profesörü Yona Sabar yapmıştı.

Sabar, Tudelali Benjamin ve Haham David’in seyahatnamelerine dayanarak Kürtçe konuşan Yahudilerin tarihi ve etimolojik geçmişleri hakkında bilgi vermişti.

Sabar’a göre, Kuzey Irak’ta on ikinci yüzyıl ve sonrasında zaman zaman İbn Duği, David Al-roy ve Menahem gibi Yahudi önderlerin öncülük ettiği ve onların Mesih (kurtarıcı) ilan edildiği Yahudi isyanları görülmüştü’.

Yine Sabar’ın iddiasına göre bölge Yahudileri daha çok yoksullar arasında yer alırken, özellikle ünlü Barzani ailesinden gelen hahamlar Kürdistan’ın birçok yerinde dini çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler, Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı. Sabar, bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmuyordu.

Bu konuda yapılmış başka araştırmalar da vardı:

Yahudilerin Barzan coğrafyasına gelişinin tarihi çok eskiydi. MÖ. 7’nci yüzyılın sonu ve 6’ncı yüzyıla dayanıyordu. Babil Kralı Nabukadnassar tarafından Filistin topraklarında bulunan İsrail halkı esir alınmış ve bu esirlerin Irak(Babil) topraklarına sürülmesi üzerine, Barzan coğrafyasına Yahudilik girmişti.

Bölgede bulunan Yahudi toplumun büyük bir kısmı, Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye gibi şehirlerin merkezlerine yerleşmişti. 1881-83 yıllarında yapılan nüfus sayımına göre, Musul ve Şehrizor(Kerkük) vilayetlerinde toplam 4.286 nüfuslu bir Yahudi topluluğu bulunuyordu . O yıllara göre çok önemli bir sayıydı.

Yıl 1855..

Bir Osmanlı belgesi hepsinden bir adım daha öteye geçerek Musul’da yaşayan bir Yahudi Haham Barzani’nin kimliğini açığa çıkarıyordu:

‘Kürtlerin Yahudi Hamamlarından, Musul’da bulunan ‘Haham Salum Barzan’ 1855 senesinde, bir Müslüman’a hakaret etmesi üzerine açılan hukuki dava sonucu, adı geçen Kürt Haham’ın önce Dersaadet’e oradan da Selanik’e uzaklaştırılmasına karar verilmiş ise de...

Bu ilginçti çünkü…

Yahudi Haham Salum Barzan’ın varlığı ile Halid-i Nakşi Şeyhi 1’nci Abdusselam Barzani’nin Barzan’da hüküm sürdüğü yıllar birbiriyle örtüşüyordu.

Yani Barzanilerde yol çoktu…

Mehdilik hatta peygamberlik vakaları bile vardı:

Seyyid Taha’nın kardeşi Şeyh Saleh’den hilafet alan 1’nci Abdüsselam, şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilan etti. Buna kızan Seyyid Taha’nın oğlu ve yeni şeyhi Ubeydullah, ‘Abdüsselam ve müritlerinin delirdiklerini, şeytanın kurbanları olduğunu’ ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine rağmen Abdüsselam’ın müritleri onu mehdi ilan ettiler.”

Bu açıklamada yer alan 1’nci Abdusselam, Şeyh Halid’in halifelik verdiği Barzani’ydi.

Tarikatın halifeleri içerinde yer alan Barzanilerden şaşırtıcı bir şekilde bir mehdi daha çıktı.

 Abdusselam’dan sonra tekkenin başına geçen Şeyh Muhammed, Barzanilerin ikinci mehdisi olmuştu:

“Bundan sonra o da babası 1’nci Abdüsselam gibi mehdiliğini ilan etti. Mehdiliğini ilan etmekle kalmadı, Musul’a ve dolayısıyla Osmanlı’ya cihad-ı mukaddes(!) ilan etti. Mehdiliğini ve cihad çağrısını kabul etmeyenleri acı bir son, feci ölümler bekliyordu. Zibar aşireti liderlerinden Molla Perisey’in başına gelenler korkunç ve tüyler ürpertici idi: Molla parça-parça edilerek öldürülmüş, bu parçalar oyulmuş yaşlı bir ceviz ağacının gövdesine konarak yakılmıştı.

Barzanilere bağlı Becil Şeyhi Nehrili Şeyh Muhammed Sıddık’a yazdığı bir mektupta, ‘Burada adlarını bile ağza almak istemediğim bu rezil aşiretin ve bu kötü ruhlu ailenin bana ettikleri namussuzca işler, onur kırıcı işler de var ayrıca. Burada senin tarafsız kararını istiyorum. Bilirsin ki, onlar Kur’an-ı Kerim’e bile acımamış ve onun sayfalarını çöpe atmışlardır. Benim mescidimi kirletmişlerdir’ diyordu.”

Dahası da vardı…

Barzanilerden peygamber olduğunu dahi söyleyebilen bir de sapkın çıktı: Şeyh Ahmed!

Şeyh Ahmed Barzani kimdi?

Araştırmacı gazeteci Hulusi Turgut, Şeyh Ahmed’i bize şöyle anlatıyor:

‘1967 yılının Temmuz sonunda Şemdinli ilçesine gittiğim zaman Barzani Bölgesi’nden henüz Türkiye iltica etmiş, yirmiye yakın Kürt’le karşılaşmıştım. Mülteci Kürtlerin arasında da Barzani’nin ünlü din adamlarından Molla Yahya vardı. Molla Yahya’ya sormuştum, ‘Niçin kaçıp Türkiye’ye geldiniz’, diye. Molla Yahya kaçış sebeplerini uzun uzun anlatıp;

‘Bizim orada huzurumuz kalmadı. Molla Mustafa’nın seksenlik ağabeyi Şeyh Ahmed peygamberliğini ilan etti. Kuran okumak, abdest almak, namaz kılmak hatta radyo dinlemek dahi yasak’, diyordu. Molla Yahya’ya göre Şeyh Ahmet, Irak’taki Kürt cemaatine kendisini lider olarak kabul ettirebilmek için halkın dini inançları üzerinde oynuyordu.

Şeyh Ahmet önce cemaat liderlerine bir yazı gönderdi;

‘Bu yazımı aldığınız andan itibaren ibadet etmeyeceksiniz. Camiler ve okullar kapatılacak. Bütün radyolar evlerde saklanacak. Kuran okunmayacak, abdest alınmayacak ve namaz kılınmayacak. Gök Tanrısı Allah, O’nun yerdeki temsilcisi benim.” demiş, bu emri okuyan cemaat temsilcileri boyun eğip halka bildirmişlerdi. Molla Mustafa da bu durumu öğrenmiş ve ağabeyini ikaz etmiş. İlk anda ikaz para etmemiş ve Molla Yahya ile adamları kurtuluşu Türkiye’ye kaçmakta bulmuşlardı.’

Bir de Talabani meselesi vardı…

Barzani’den söz açılmışken onu anmamak olmaz. Kendine özgü araştırmacı yazar Ayşe Hür bu konuda diyor ki; “aslında küçük bir aile Barzaniler ünlü Nakşibendi aileleriyle evlilik yoluyla ‘asalet sahibi’ olmuşlar ve Nakşibendîliğin devlet içindeki ayrıcalıklı konumunun tadını çıkarmaya başlamışlardı.

Kerkük civarındaki Talabaniler ise, 1880’de Osmanlı Devleti’ne milliyetçi söylemle isyan eden ilk Kürt beyi olan Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah’ın köyü Nehri’ye yerleştiği için Sadate Nehri adını alan Musullu bir ailenin üyeleriydiler.

Şeyh Ubeydullah, Nakşibendiliğin Halidiye koluna bağlıydı. Sadate Nehri Ailesi’nin şeyhliği ise aynen adı gibi soydan değil, Musul civarında yaşayan bir Kadiri şeyhinden bir zamanlar alındığı iddia edilen icazetten geliyordu. Günümüzde Irak Cumhurbaşkanı olan Celal Talabani bu ailenin üyesidir” .

Yani?

Yani Şemdinli’deki Seyit Taha ile Süleymaniye’deki Talabani aynı köyden, eski adı Nehri olan Şemdinli’nin Bağlar köyünden idi; her ikisinin de soyları Musul’a dayanıyordu.

Bu önemli çünkü…

Seyit Taha Kürt değildi, dolayısıyla Talabani de Kürt değildir.

Peki nasıl olmuştu da Kürt olmayan biri Kürtler adına Irak’ta Cumhurbaşkanı olabilmişti?

Bunun da elbet bir cevabı olacaktır…

Şimdi Barzani konusunu şöyle bir toparlayalım:

Barzan şeyhleri başta Zibari olmak üzere diğer ağalara karşı sömürülen aşiretsiz köylülerin savunucusu olarak ortaya çıkmışlardı.

Barzan şeyhlerinin gücü aşirete değil, aşiret karşısında varlığını koruyamayan aşiretsiz köylülere dayanıyordu:

‘Barzan, Şemdinli güneyi, Irak’ın kuzeyinde yer alan, Zibari aşiretinin topraklarına ve diğer aşiretlere sınır olan bir köydü.Burası kurumsallaşmak isteyen bir şeyh için ideal özellikler taşımaktaydı. Bölgede sıkça görülen aşiretler arası çatışmalarda bir şeyh kolayca arabuluculuk yapabilir ve bu sayede güçlenebilirdi.

Bu nedenle Seyit Taha stratejik açıdan önemli bu köye halifelerinden biri olan Abdurrahman’ı göndermiş ve onun eliyle tüm bölgede güçlenmişti. Üstelik Barzan şeyhleri İstanbul’daki Seyit Abdulkadir’in ve Şemdinli’deki Şeyh Muhammed Sıddık Nehri’nin nüfuz sahası içindeydi’ .

Barzaniler aşiret değildi, Halidi Nakşi Tarikatının öne çıkardığı küçük dinsel bir topluluktu. Kökleri Şeyh Halid’e dayanıyordu. Ve bu kökler, 2013 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da Barzani’ye gösterdiği şaşırtıcı ilgiye kadar gidiyordu..

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu