Ulusal Güvenlik

‘Bir Diyarbakır Analizi’

Yıl 2013.. Aylardan Kasım.. İki günlük ziyaret için Diyarbakır’da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan halka hitap etti. Birçok ilkin yaşandığı günde en dikkat çekici olanı ise Başbakan’ın konuşmasında ‘Kürdistan’ demesi oldu.

Bu konuyu biraz açalım..

Erdoğan Barzani’yi kucaklıyor ve ‘Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi Başkanı hoşgeldiniz’ diyordu. Aynı zamanda mahşere kadar birlikte olduklarını dünyaya ilan ediyordu. Bu  bir ilkti, adres gösteriyordu, Kuzey Irak; isimlendiriyordu Kürdistan; kararlıydı mezara kadar…

Gerçi son zamanlarda bu deyişler sıradanlaştı, çok sık dile düştü hatta ‘Kürdistan’ lafı üzerinden örgütün siyasi ayağına ‘Defolun gidin, Irak kuzeyinde Kürdistan var’ bile denildi ama  bu mesele taşıdığı önemi hiç kaybetmedi aksine gündemde tutuluyor oluşu onu daha dikkat çekici kıldı.

Peki bu son günlerin iç siyasetinde iz bırakan bu Kürdistan işin gerçeğinde hangi Kürdistan’dı?..

Öyle ya tarihte böyle bir devlet taşıdığı anlamla eş olarak hiç kurulmamış olsa da günümüze kadar gelen ve coğrafyası Kuzey Irak olan birbiriyle de bağlantılı beş küresel siyasi proje vardı. Bize anlatılmak istenen şu sayılanlardan hangisi idi; İngiliz Kürdistan Krallığı, İngiliz Sevr, Rus Mahabad, İsrail Kürdistanı ve Amerikalı BOP…  

Ve ‘Biriz beraberiz, mahşere kadar ortağız’ denilen Barzani hangisinin ayağı idi?

Bildiğimiz gibi İngilizler Musul’u işgal ettikten sonra Irak kuzeyinde bir Kürdistan Yöneticiliği kurdular, o aşamada henüz krallık yoktu, başına da Şeyh Mahmud Berzenci’yi getirdiler. Bilinen bir devlet ilanı değildi bu hani Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya suikast olayında adı geçen bir Ali Galip vardı ya, onun da yanında bir İngiliz ajanı vardı Binbaşı Noel. İşte bölgesel yönetimi ilan eden bu Noel’di, elbet yukarının haberi olsa da bu devlet ilanından ziyade bölgeye genel bir vali ataması gibi bir şeydi ya da Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi benzeri bir yapı.  Bunu hem olayın tanığı hem de Berzenci’nin yakın dostu olan Refik Hilmi’den öğreniyoruz. Refik Hilmi diyor ki:

‘Binbaşı Noel, Wilson’un tavsiyesi üzerine, 1918 Kasımı’nın birinci gününde, Süleymaniye’nin merkezinde şehrin din adamları eşraf, tüccar ve aşiret başkanları ile bir toplantı yaptı. Irak’taki Britanya Hükümeti’nin temsilcisi( Genel Hükümdar) adına Farsça uzun bir konuşma yaptı. O konuşmada, Şeyh Mahmud’un Genel Hükümdar tarafından ‘Kürdistan Yöneticisi’ olarak atandığını açıkladı.’ 

İşte bugün ayrılıkçı siyasi Kürtçülerin meydana çıkıp da ‘tarihte bizim bir krallığımız vardı’ deyişinin ilk temel taşı bu oldu. Bölgesel yönetimle başlayan bu proje, Mondros Mütarekesiyle Sevr işgaline dönüştürüldü, Anadolu’da bir Ermenistan ve Kürdistan diye iki ayrı devletin kurulması planlandı.  Ama tutmadı, işler planlandığı gibi yürümedi, Atatürk’ün önderliğinde başlatılan kurtuluş savaşıyla bu siyasi proje sonuçsuz bırakıldı ve rafa kaldırıldı. 

Bugün işin içyüzünü bilmeyip ‘ Sevr olsaydı keşke’ diyen masum zihniyetler unutmasınlar ki Atatürk bu işgal projesini birlikte yaşadığımız bu vatan topraklarında Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ‘Büyük Suikast’ olarak görmüş ve gelecek nesillerin hafızalarında yer etmesi için Nutuk’ta şöyle kayda geçmişti;

 ‘Saygıdeğer efendiler, bu antlaşma( Lozan), Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış Büyük Suikast’ın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir’.

Bu cümlede yer alan Lozan aslında şöyle anlaşılmalı; en başta büyük zaferi kazanan Türk Ordusu ve bu zaferi taçlandıran Türkiye Cumhuriyeti.

Yani?

Eğer ki siz Türk milletinin karşısına yeniden ‘Büyük Suikast’la çıkıp bu tarihi yeniden yapmak gibi bir düşünceniz var ise önce size karşı zafer kazanmış Türk Ordusunu, ardından da bu ordunun yılmaz bekçisi olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almanız gerekiyor. Böylece Türk Ordusu etkisizleştirilebilirse doğal olarak Cumhuriyet savunmasız kalabilir ve Cumhuriyeti yıkmak kolaylaşabilir diye düşünebilirsiniz.

Diyeceksiniz ki şimdi ‘olur mu canım millet var’… doğru millet var ama iş tıpkı milli mücadelede olduğu gibi topyekün vatan savunmasına geldiğinde milleti işgale karşı teşkilatlandıracak ve konumlandıracak olan gücün Türk Ordusunu olduğunu unutmayınız. Kaldı ki Arınç’ın temelsiz iddiaları üzerinden Kozmik Oda’nın nasıl aranmış olduğunu da hatırlayınız…

Ne vardı ki bu odada?..

İşgale karşı halkın direniş örgütlenmesi ve yapılanması vardı. ‘Efendim ne olur ki yeniden yaparız’ da diyebilirsiniz ama iş şöyle değil!.. Ana fikrimizi öğrendiler ana fikrimizi, seferberlikte Türk Ordusunun hangi bölgelerde hangi özelliklere sahip kişi ve kurumlara üzerinden nasıl teşkilatlanmış olduğunu öğrendiler.  Elbette bu plan yeniden yapılacak ama bu kez işimiz daha zor olacak…

Buradan biz, Gazi Paşa’nın deyişiyle Türkiye yeniden büyük suikastla karşı karşıya gelirse eğer, ilk hedefin ordu ve ardından Cumhuriyet olacağını anlıyoruz. Bunu ben söylemiyorum, yakın Türk tarihi böyle söylüyor. Kod Ergenekon kumpası açığa çıktığında İlker Başbuğ Paşa da, Fetö’nün hedefi Türk Ordusu ve Türkiye Cumhuriyeti dememiş miydi?.. Demişti ve haklıydı.

Devam edelim…

Kurtuluş savaşının ardından Lozan’la Sevr işgali sonuçsuz bırakılınca İngilizler paylarına düşen Irak, Filistin ve Arabistan’da Fransızlar ise Suriye ve Lübnan’da yerleştiler.  Bu resimde Amerika yoktu Rusya da yoktu. Derken ikinci büyük harp geldi çattı… 

Bu kez fırsatı kaçırmak istemeyen Ruslar öne çıkarak, stratejik bir hamleyle Kürt kartını ileri sürdüler; İran’da ‘Mahabad Cumhuriyeti’ adıyla bir devlet kurdular, başkanlığına Kadı Muhammed’i getirdiler.  Bunu da bizim kurtuluş savaşı gibi, milli mücadelemiz ve Cumhuriyetin ilanı gibi zorlu süreçlerden geçmiş bir ‘Baş Yapıt’ olarak düşünmeyiniz.

İşin başı Ruslardı, sonu Ruslar, orduyu kuran silahı veren devleti ilan eden de Ruslar; üç Sovyet subayı eşliğinde aldılar yanlarına Kadı’yı, getirdiler Barzani‘yi ordunun başına, böylece bir devlet çıktı ortaya hatta Molla general rütbesi takıp ‘Başkomutan’ bile oldu.

Erdoğan bu tarihi olayları iyi biliyor olmalıydı ki bir yanda oğlunu kucaklarken söz sırası babasına geldiğinde Kadı Muhammed’i bize hatırlatıyordu, işte sözleri;

‘Merhum Kadı Muhammet’in dediği gibi Allah’a, dine, İslam dininin önderine inanmış Müslüman milletinde nasıl ki doğruluk dürüstlük ve sadakat varsa bütün bu özellikler Molla Mustafa Barzani’de de vardı. İşte o Barzani 81 yıl önce kardeşlerinin ülkesi Türkiye’ye misafir oldu. Bugün de Molla Mustafa Barzani’nin oğlunu, değerli dostum Mesud Barzani’yi Diyarbakır’da misafir ediyoruz.’

Usta’nın yadettiği merhum işte bu Mahabad’ın ilk ve son cumhurbaşkanıydı.

Peki süreç nasıl işletildi?..

Perde arkasında Çar Deli Petro’ndan günümüze gelen vasiyeti vardı, ‘Akdeniz’e açılmak’. Bunun yolu ya Çanakkale- İstanbul boğazlarından ya da Umman Denizinden geçiyordu. Stalin’in üs talebi kabul görmeyince Ruslara tek seçenek kaldı.

İran; 22 Ocak 1946’da, Mahabad’taki aşiret liderleri, KDP yöneticileri, üç Sovyet subayı ile Barzani’nin hazır bulunduğu, halkın da katıldığı bir toplantı yapıldı. Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilan edildi, Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi. Bugün Barzani’nin ‘Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ diyerek dalgalandırdığı hatta Türkiye’yi ziyaretinde Türk Bayrağı ile birlikte göndere çektirdiği bayrak işte bu bayraktı. 

İşin özeti buydu ama bu proje diğerlerine göre farklıydı. Şimdi alın Mahabad’ı, koyun BOP’un yanına, aradaki fark neydi bi düşünün…  

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Başa dön tuşu