Strateji

İran İsrail.. ‘Ester’in Hikayesi’

Kraliçe Ester kimdir?..

İsrail Devletinin bilinen en eski tarihi Tevrat’ta yazılıdır. Sonrasında İsrail Krallığı önce Asur, ardından Babil ve derken Romalılar tarafından yıkılır. Yahudiler göç eder, bu toprakları terk eder ve tüm dünyaya yayılır.

Peki, bu krallığın sınırları neydi, nereye kadar uzanıyordu?

Yine Tevrat’a bakalım…

İsrail’in Tanrısı Kahin Yeşu’ya son olarak şöyle seslenmişti;

Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağı’ndan –bütün Hitit ülkesi dahil– batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak.”

Yani?

Yanisi işte açık görülüyor; Hititler dediğine göre –hani şu Sıhhiye meydanında belediyece kaldırılan sembolün sahibi Hititler- ve de Büyük Fırat ve çöl dediğine göre Nil’den Fırat’a vaat edilmiş olan toprakların üstüne de Anadolu ekleniyor, büyük İsrail dedikleri işte bu.

Yani bu İsrail şimdi Anadolu’yu istiyor, bunun üzerine İngilizlerin Ermenistan-Kürdistan projesini de eklerseniz, işte İsrail Akdeniz’den Karadeniz’e çıkıyor…

Peki, nasıl olacak bu iş?

Öyle ya Müslüman bir ülkede Sion siyaseti nasıl yükselebilecekti ki?

Son olarak İsrail’in kuruluş bildirgesinde geçen toprak, yurt ve ilk devlet ifadelerini söylemiştik..

Oradan devam edelim…

Bildirgede yer alan bir başka vurgu ise şuydu: ‘Yahudilerin dini ve siyasi kimliği şekillendi’ diyorlar…

Şimdi bu ne demek?

Bu demektir ki, İsrail başta Tevrat olmak üzere Musevilerin tüm kutsallarına bağlı bir devlet olacaktır.

 Bu da, şu ana kadar anlatılanların ışığında Yahudi tarihine yazılmış Tanrı vaadi ve buyruğu olarak ne varsa, İsrail’in bunları gerçekleştirmek için küresel bir siyaset izleyeceğini ve de Büyük İsrail Hayali ile Tanrı Krallığı’nın gerçekleştirilebilmesi için bölgede yeni oyunlara girişeceğini açık işaret ediyor.

Bununla birlikte…

İsrail’in gerçekleştirmeyi düşündüğü bugünkü Ağlama Duvarı’nın yerine eski Tapınağın 3’nü kez yapılması vardır ve Filistin halkının Tevrat’ta geçtiği şekilde yok edilmesi vardır ki bu durum büyük, belki de kutsal bir savaşın ayak sesleri olarak anlaşılabilir.

Çünkü Süleyman Mabedi’ni yapmak demek, Mescid-i Aksa’yı yıkmak demek anlamına gelir ki, bu da doğal olarak kutsallar arasında bütün coğrafyayı kaplayan bir savaşın işareti anlamına gelir.

Durum işte böyle…

Yine İsrail’in kuruluş bildirgesinde geçen ‘İsrail Yahudi göçüne açık olacak’, vurgusu tüm dünyada yaşayan Yahudilerin Kudüs merkezli İsrail’de toplanması için açık bir çağrıdır.

Ancak 4.000 yıllık tarihi ve bu tarih içerisinde din ve etnik kimliğe bağlılığıyla dikkati çeken Yahudi nüfusuna bakıldığında, bu coğrafyadaki varlığı bu özellikleri dolayısıyla bilinenin çok üstündedir.

En başta dört yüz otuz yıl Mısır’da yaşamışlar ama Mısır’dan Filistin’e göç edenlerin sayısı 603. 550’dir[1], bu da, Mısır’da saklı ve önemli bir Yahudi nüfusunun olduğunu düşündürmektedir. 

Aynı şekilde, yaklaşık 30.000 Yahudi 70 yıl Babil/Irak’ta sürgünde yaşamış, okul, havra açıp Irak toplumunda kendilerine yer bulmuş ve neslini sürdürmüştür.

Ama Babil sürgününden dönenlerin sayısı 42.360[2] olduğuna göre, Irak’ta da saklı bir nüfusun olduğu açıktır; Barzani’nin Yahudi olduğuna yönelik iddialar ile Haham Sallum Barzani’yi hatırlayınız.

Bu örnekleri dünyanın her yerine dağılmış Yahudiler için çoğaltmak mümkündür, özellikle Türkiye’deki Yahudiler için.

1492 İspanya’dan kovulduklarında Osmanlı’nın tüm kapılarını onlara açtığını unutmayınız. Dolayısıyla Türkiye’de de açık ya da saklı bir nüfus olduğunu düşünmek bu tarihi süreç çerçevesinde hiç de mantıksız değildir.

Bu durumda özellikle bu coğrafyada saklı bir Yahudi nüfusun kutsal topraklara doğru bir göç dalgası başlatması halinde, bugünkü İsrail haritasının bu nüfusa yetmeyecektir.

Bu da bize İsrail’in ta baştan beri neden yayılmacı bir politika izlediğinin işaretlerini verir.

Şimdi bu bilgilerin üstüne her gün bombalanan Suriye’yi koyunuz; göç edip dünyaya özellikle de Türkiye’ye yığılan sığınmacılara ve boşalan Suriye topraklarına bakınız..

Sığınmacıların çoğunun gittiği yerde kalacağı düşünüldüğünde Suriye’de ortaya çıkan bu toprak boşluğunu kim dolduracaktır sizce?

Bu durum bize, bildirgede geçen “eski krallık sınırları ele geçirmek” siyasetini de açıklayabiliyor. Kaldı ki bu sayıları 4 milyonu aşan Suriyeli sığınmacıların gerçek kimliği hala açıklanmış değil.

Şimdi bu Yahudi nüfusun kutsal topraklar etrafında yoğunlaşması meselesi, ulus-devlet birliğini tam anlamıyla sağlamış ülkeler için bir sorun teşkil etmiyor ama hala toprakları üzerinde 36 farklı etnik kimlik sayılan ve izlenen siyasetle farklı etnik ve dinsel kimlerin kışkırtıldığı ülkelerde çok ağır ve yakın bir tehdit işaret ediyor.

Bu çerçevede “Bölemiyorsan kimliği gizle, yönetimin başına geç” siyaset ortaya çıkıyor.

Kimliği gizle yönetimin başına geç demek, o ülkenin sahip olduğu tüm kaynakları  -en başta yeni yetişen genç nüfus-  ‘İsrail için, Büyük İsrail için kullan’ demektir.

Zaten bu coğrafyadaki bir ülkede insan ve ekonomik kaynaklar İsrail’e hizmet için kullanılıyorsa, o ülkenin geleceği olur mu dersiniz…

Bakın şimdi size Kraliçe Ester’i anlatayım, belki “kimliğini gizle, yönetimin başına geç” siyasetinin nereye varabileceği daha iyi anlaşılabilir:

Ester genç ve güzel bir Yahudi kızıdır…

Günümüzden yaklaşık 2.500 yıl önce kutsal toprakların hakimi olan Pers İmparatorluğu zamanında, İsrail’den İran/Pers’e köle olarak sürgüne gönderilir.

Yahudi olduğunu kimseye söylemez ve İran’da kendi halinde yaşamını sürdürür.

Bir gün Pers Kralı, eşi Kraliçeye öfkelenir ve yeni bir Kraliçe seçmek için ülkeye haber salar. 

İran’da ne kadar genç ve güzel kız varsa saraya getirilir, bunların arasında Ester de vardır ama yine Yahudi olduğunu kimse bilmemektedir.

Kral Ester’i beğenir, onunla evlenir ve Ester, Pers Kraliçesi olur, bizim hikaye de burada başlar…
Bir nedenle Kraliçe Ester ile anlaşamayan ve onun Yahudi olduğunu öğrenen Vezir Haman, Kralı ikna eder ve İran’daki tüm Yahudilerin öldürülmesi için ferman çıkarır.

Bunun üzerine Ester tüm güzelliğini kullanarak Kral’a gider, onu baştan çıkarır ve Vezir Haman’ı kötüleyerek idam edilmesini sağlar. 

Ardından ikinci bir fermanla ülkede Yahudileri koruması altına alır ve derken, Yahudilere karşı olanların öldürülmesi için Kralı ikna eder ve Kralın desteğiyle Yahudiler İran’da katliama girişerek binlerce Persliyi öldürür. 

Hikaye budur.

Tevrat’ta yer alan bu öyküden her bir Yahudi’nin aldığı ders de doğal olarak şudur; “yabancı bir ülkede mutlaka kimliğini gizlemelisin; yetkili bir makama gelinceye kadar sabretmelisin. Sonra bu yetkiyi Yahudi çıkarlarına kullanmalısın”.

Bunu Tevrat söylüyor ve bu günü Yahudiler Purim Bayramı olarak hala kutluyor.

Bugüne gelirsek…

Tabi bugün binlerce yıl öncesinde olduğu gibi insanlar açıktan öldürülmüyor, onun yerine yoksullaştırılıyor, kaynakları ellerinden alınıyor, özel eğitimle zihniyetleri değiştiriliyor, tarihleri siliniyor, kimliksizleştiriliyor, velhasıl sonunda yabancıların egemenliğinde çalışan fakir yoksul köleler haline getiriliyor.

İşte Ester hikayesine bugünün gözüyle böyle bakmalı.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/ Işığın Gölgesindeki Darbe


[1] Tevrat/ Çölde Sayım, Bölüm 1:46.

[2] Tanah/ Ezra, Bölüm 2: 64.

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, Araştırmacı Yazar Terör ve siyaset üzerine yayınlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu