Strateji

Kudüs.. ‘Ve Mehmetçik’

Şimdi yıl 1917.

Osmanlı güney cephesinde İngilizlere karşı savaşmaktadır.

Kudüs henüz düşmemiştir.

Falih Rıfkı Atay Kudüs’e doğru trenle yola çıkmıştır.

Genç bir Yahudi yanındadır ve ordan burdan sohbet açılmıştır.

Konu kutsal topraklara gelir…

Genç Yahudi Sion’u, Falih Rıfkı ise kutsal topraklar uğruna canlarını veren Mehmetçikleri düşünmektedir. İşte aralarında geçen o çarpıcı konuşma:

 “…Trenle Kudüs’e gidiyorum. Cehennem vadisini geçmiştik. Kompartımanda sıcaktan, odun yakan lokomotifin bol, siyah dumanından bunalmıştım. Şam’dan beri zayıf, orta boylu, saçı kızıla yakın kumral, teni bembeyaz ve ölü gibi bir Yahudi genciyle seyahat ediyordum.

Bana uzun uzun Siyonizm davalarından, Balat Yahudisiyle ideal Yahudisinin farkından bahsetti. Yeni bir şey öğrenmek, bana o güne kadar kapalı ve karışık duran bir ruha yol bulabilmek için, bu adamın hususi kokusuna, en küçük menfaati için herkesi rahatsız eden bin telaşına katlandım.

Çöl hattının Filistin hattından ayrıldığı Vadi Sarar istasyonuna yaklaştıkça, ağır ağır endişelendi. Trenler bu istasyonda saatlerce durur. Burada ne ağaç, ne yapı ne serin bir dakika vardır’.

Bir aralık dayanamayıp sordu:

  • Bugün tayyare gelir mi?
  • İhtimal gelir!

 Arkadaşım bu ihtimalin niçin olduğunu anlayamadı.

İstasyonda altı saat kaldık. Ne güneşin bunaltan sıcağı, ne bu gencin güneşi unutturan ağır, uzun, mufassal sualleri bitti. Hareket edip ilk yokuşa tırmanınca, ben değişen havadan, o kalbine tekrar dönen emniyetten dolayı bahtiyardık.

Şen gözleriyle etrafına bakınıp asıl düşüncesini söyledi:

  • Siz Siyonizme karşı mücadele etmekle aldanıyorsunuz, bu toprakları bizim kadar kimse imar edemez, çünkü bizim kadar kimse sevemez.

Nefret etmiştim.

‘Vadii Sarar’dan şimale gideceğinize, şarka dönseydiniz bir iki saat sonra bir takım top sesleri duyacaktınız. Siz bu topraklara buğday ekiyorsunuz, biz kanımızı ve kemiklerimizi gömüyoruz, demek istiyordum[1]…”

Falih Rıfkı Atay’ın bu sözleri Osmanlı’nın Filistin topraklarındaki durumu anlatıyor hani şu Sultan Abdulhamid’in Yahudi Herzl’e satmadığı kutsal Filistin topraklarını…

Bu kutsal topraklar uğruna savaşan Türk Ordularını, uğruna canlarını veren Mehmetçikleri…

1918’de İngilizler ateşkes deyip Padişah’ın buyruğuyla Osmanlı ordularını terhis etmeye ve de ordu komutanlarını da teslim olmaya zorlayınca, kutsal topraklar Muhafızı Fahreddin Paşa teslim olmayacak, Türk Ordusunu sırtından hançerleyen Mekke Şerifi Hüseyin’e karşı savaşını sürdürecektir.

Ancak… Padişah ferman buyurunca, Fahreddin Paşa Ocak 1919’da teslim olacak, Malta’ya sürgün edilecek ve orada yargılanacaktır.

Bu da aklımızın bir köşesinde bulunsun.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/ Işığın Gölgesindeki Darbe


[1] Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, s. 150-151.

Başa dön tuşu