Güvenlik

Menora.. ‘Kehanet Değil Gidişat’

Peki, bu nasıl oldu?

Türkiye’de ‘kardeşim Esad’ siyaseti bir anda ‘zalim Esed’ denilerek değiştirildi ve Türkiye doğrudan Suriye’nin meşru rejimini hedef almaya başladı. Belki de Esad zalimdi ama İsrail daha zalimdi ABD daha da zalimdi ama bunu kimse söylemedi.

Ve IŞİD ortaya çıktı…

Bu öyle bir örgüttü ki dünya bombalıyor ama bir tülü bitmek bilmiyordu, hala da bitmiyor. Bu örgüt nasıl bir örgütse, Suriye kuzeyinde önce IŞİD toprakları ele geçiriyor ama ardından bir şekilde PKK/ ve uzantılarını hakimiyeti devrediyordu.

Kobani Kobani dediklerinde ne oldu; önce IŞİD aldı, sonra Barzani’nin silahlı  peşmergeleri Türk topraklarında sözde Kürdistan bayraklarıyla şov yaparak PKK uzantısı olan PYD’ye yardıma gönderildi, derken şimdi bu PYD Kobani’de özerklik kurdu. Kimin eliyle?

Ve bu IŞİD sözüm ona Müslümandı ama hep Müslümanları öldürüyordu, bu savaşta hep Müslümanlar ölüyordu, ama Sion planının asıl sahibi İngilizlerden ve ABD’den hemen hemen ölen hiç yoktu.

Bu şekliyle Suriye’de yapılanlar 91’deki ABD’nin Saddam operasyonun tıpkısının aynısıydı ama şimdi Esad hedef oldu. Ve Çekiç Güç yerine IŞİD getirildi, 91’deki gibi altı bin ABD askeri artık ölmüyordu.

O süreçte Irak kuzeyi şekillendirilmişti, şimdi ise Suriye kuzeyi şekillendiriliyor. Süreç böyle işlerse eğer, bu bittikten sonra daha güneye inilip İsrail’e yakın olan devletlerin sınırları şekillendirilecektir.

Suriye kuzeyinde IŞİD marifetiyle işletilen sözde Kürt devletinin özerk ayakçıkları bir bir ilan edilirken, görevini tamamlayan IŞİD bu kez güneye kayıyor, İsrail-Ürdün ve Golan tepeleri bölgesine geçiyordu. Şu anda savaş orada da başlatıldı zaten.

Yani? Yani Sion planı hala işliyor ve işletiliyor.

Türkiye gelince…

Ne ilginçtir ki IŞİD tehdidi var denilerek Süleyman Şah türbesi ve Türk toprağı terk edildi ama nedense bu bir tehdittir denilip harekat yapılmadı, Süleyman Şah Türbesi ve Türk toprağı korunmadı.

Ama şimdi? Aynı siyaset IŞİD tehdidi var diyor ve Suriye’ye harekat yapılıyor, hala da harekat devam ediyor…

Burada kimseyi itham etmiyorum, ben ta 1917’den hatta 1971 Malazgirt’ten günümüze gelen bir resim çiziyorum. Bu resimde 1923, 1938, 1948, 1950,1991 ve 2003 bizi bugüne getiren kilometre taşlarıdır. Ben bu kilometre taşları üzerindeki tarihi tozları siliyorum, üzerindeki perdeleri kaldırıyorum, olayları kişileri yerleri ve izlenen siyaseti apaçık ortaya koyuyorum. Şimdi ortada bir resim var, herkesin gözü var, aklı var ve herkes de bu resmi görüyor.

Eğer bugün bu resme bakıp da görmüyorum diyen çıkarsa biliniz ki işine gelmediğindendir yoksa görmediğinden değil!

Çünkü bu resim gizli saklı bir resim değil, bu bir devlet sırrı değil, tarihin bildiği ve yazdığı bir konu sır olamaz.

Ve şimdi…

Sadece sonuçlarına bakarak söyleyelim:

Ülkede son 14 yıldır Kürt ve Alevi kimliklere vurgu yapılıyor; bu yetmiyor Ermeni, Nasturi, Süryani, Keldani… diye sıralanıyor… Ve her fırsatta ileri demokrasi örtüsüyle bu vurgu güçlendiriliyor.

Strateji dilinde bunun adı; Etnik ve mezhepsel ayrıştırmadır!

Yine ülkemizde… Bankalar satılıyor, toprak satılıyor, fabrikalar satılıyor, madenler, limanlar, yollar, köprüler satılıyor… Ve satışı yapılan kaynakların yönetimi %51 hisse devriyle bir şekilde yabancıların eline geçiyor…

Ekonomide bunun adına, Türk tarihi açısından, kapitülasyon denir!

Ve yine ülkemizde… Özel okullar açılıyor, ta anaokulundan üniversitelere kadar…

Özel okul açmak için özel vakıflar kuruluyor… Ve bu özel okullar eliyle çocuklar zekasına göre seçiliyor, en zekileri burslu olarak alınıyor… Devlet okullarına ise geri kalanlar gidiyor…

Yani eğitim ve öğretim milliden çıkıp özelleşiyor…

Eğitim ve öğretim stratejisinde bunun adına; gelecek nesillerin akıl yönetimini ele geçirmek denir!

Öte yanda… Bankalar yabancılara satılıyor… Ve halk rengarenk kredi kartlarıyla hatta bir zamanlar bakkal dükkanları önünde serbest dağıtılan kredi kartlarıyla borçlanmaya teşvik ediliyor… Bu yabancı bakanların karı milyarlarca doları aşıyor, buna karşılık halk milyarlarca dolar borçlandırılıyor…

Sosyo-ekonomik stratejide bunun adı; önce borçlandır sonra yönet’tir!

Dahası…

Ülkenin anayasası var…  Bu anayasaya göre milletin adı: Türk! Ama… Son 14 yıldır ülkede Türk ulus-devlet kimliği tartışmaya açılıyor… Türk demeyelim, ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı’ diyelim ya da kısaca ‘Türkiyeli’ diyelim lafları boyu aşıyor…

Siyasi stratejide bunun adına; bir ulusu ‘kimliksizleştirmek’ denir!

Ve dahası…

Ülke 30 yıldır terörün pençesinde inliyor… Adı PKK olan bu küresel yapı en başta ABD, yanında AB ve yanında Rusya ve derken Barzani ve PYD ile ittifak kuruyor…

Bu yapının ta başından beri bu küresel ilişkileri biliniyor… Bu yapının yeri, ini, medyası, siyasi ve mali ayakları, hepsi biliniyor… Ama ülkede siyaset bu işi kökten çözmek yerine, bu küresel yapıyı muhatap alıyor… Pazarlık yapılıyor…Ve terör yine de son hızla devam ediyor…

Bunun adına stratejide; korku ve endişe ile halkı sindirmek denir!

Dahası…

Kıbrıs’ta Türkler unutuluyor ama Rumları AB üyesi yapan anlaşmanın altına imza atılıyor…

Yunan, Ege’deki adalarımızı işgal ediyor ama siyaset bu işgali görmezden geliyor…

Ülkede evlerin altında kilise ve havralar açılırken, tarihi harabeler büyük paralarla restore edilip ayinlere ev sahipliği yapılırken, ‘mütekabiliyet’ deyip hemen yanı başımızdaki Yunan’da aynı işlerin yapılması için harekete geçilmiyor…

Ve Atatürk…

Cumhuriyet’in kurucuları ülkede tartışmaya açılıyor… Cumhuriyet’in tapusu senedi Lozan tartışmaya açılıyor… Cumhuriyet’e karşı isyan edenlerin ise heykelleri dikiliyor…

İnanınız… Tüm bunları baştan beri yaşadığımız tarihsel olaylarla yan yana getirdiğimde görebildiğim; bu siyasetin bire bir İsrail- ABD plan ve projeleriyle örtüştüğüdür!

Bu siyaset, Haçlı-Sion siyasetiyle bire bir örtüşüyor…

Sürecek..

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/ Işığın Gölgesindeki Darbe

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu