Ulusal Güvenlik

Özal.. ‘Ne Dedi Ne Oldu’

Bakın ne yaptılar?

Önce Cumhuriyetin bir dünya projesi olarak temelleri atılan pırıl pırıl kurumlarını ülkeyi yönetenlerin eliyle bir bir kapattılar hani şu ABD’nin Eğitim Komisyonu eliyle yapılanlarda olduğu gibi.

Sonra Cumhuriyet’e karşı İngilizlerle ittifak kurmuş hatta devlete karşı isyan çıkartmış olan şeyhlerin yeniden halk üzerinde otorite olmasının yolunu açtılar, Kur’an kurslarıyla, tarikatın tekkeleriyle hatta camilerle…

Üstüne…

Aynı tarikat ekseninde siyasetçi yetiştirmeye başladılar Özallar gibi…

Yetişen siyasetçileri iktidara taşımaya başladılar yine Özallar gibi…

Bu noktada Özal Türk tarihinde bir dönüm noktası oldu; 91 Körfez savaşında izlediği siyasetle 1920’nin Sevr’ine giden işgal planını yeniden tetikledi, Özerk Barzani gibi, sayıları onbinleri aşan PKK terör örgütü gibi. Çünkü bu son ikisi İngiliz Sion planının siyasi ve silahları ayaklarıydı.

İşte bugün, 17 Eylül 2017.

Barzani bağımsız Kürdistan için referandum yapacağız dedi ama Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı da çıkıp ‘Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail kurulmasına izin vermeyeceğiz’ demedi mi!

İşte mesele buydu.

Bugünü daha iyi anlayabilmek için Özal üzerinde ısrarla durulması gerekiyor…

Özal gerçekten de İngilizlerin bu Sion planını sahada tetikleyen bir siyaset izledi.

Özal, Doğu ve Güneydoğu’da yanlış yönetim sonucu ortaya çıkan sorunların dünya kamuoyunca ‘bir Kürt Sorunu’ olarak algılanmasına yol açtı. Bu zaten hala sürüyor, bir de üstüne Suriye eklendi…

Özal, ABD’ye verdiği destekle bir peşmerge olan Mesud Barzani’nin işte bu sözde Kürt sorununda siyasi bir lider olarak öne çıkmasına giden yolu açtı, o süreçte Barzani Irak kuzeyinde ‘Özerk Yönetim’ ilan etti. Özal da bunu tanıdı.

Uğradığımız ekonomik kayıplar bir yana Özal, destek verdiği ABD’nin eliyle yine Irak kuzeyinde sayıları onbinleri bulan bir terör örgütünün ortaya çıkarak Türkiye’yi tehdit edebilecek bir güce ulaşmasına kapı açtı.

Oysaki bu Barzani ve bu PKK, bugün Irak’ın da açıkladığı gibi İkinci İsrail’e giden İngiliz planının silahlı ve siyasi ayaklarıydı.

1991’den 2002’ye, oradan da bugünlere böyle geldik…

Türkiye, Erdoğan’ın Başbakan olmasıyla birlikte 2003 Körfez savaşıyla karşı karşıya kaldı.

Ancak Erdoğan diğer siyasetçilere göre daha güçlüydü çünkü önünde ders çıkartılabilecek 91 Körfez savaşı ve sonuçları vardı…

Üstüne…

Ta 1979’dan bu yana teröristlerle dağlarda çatışa çatışa şehit pahasına elde edilmiş güçlü bir tecrübe, güçlü bir Türk Ordusu ve bu mücadelede belki de dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan yetişmiş bir polis ve jandarma özel harekat birlikleri vardı.

Dahası…

Türkiye’nin çok güçlü bir istihbaratı vardı, teröristlerin nerede ne yaptıkları hatta hangi patikalardan geçtiği dahi biliniyordu ve bu bilgiler gece gündüz arazi görev yapan birliklerimiz sayesinde elde edilmişti.

1999’da terör örgütünün başı ülkeye teslim edilmişti.

Öcalan davası başlatılmış ve örgütün hiç bilinmeyen gizli yönleri de açığa çıkarılmıştı.

Neydi bunlar?

En başta örgütün yurt dışındaki silahlı inleri nokta olarak belirlendi; Irak kuzeyindeki Hakurk, Basyan, Avaşin,  Zap ve daha güneydeki Kandil.

Evlatlarımızı şehit eden bombaların, mermilerin, silahların nasıl satın alındığı açığa çıktı. Örgütün bir kasası vardı, bu kasada yıllık bir milyar dolarlık para hareketi vardı ve bu kasa İsviçre’deydi.

Örgütün sözde lider kadrosu isim isim yer yer öğrenildi; toplamda yaklaşık 300 kişiydi, 150’si Avrupa’da kalanı da Irak kuzeyindeydi.

Bu çerçevede bu teröristler Avrupa Birliğinin tüm ülkelerinde resmen cirit atıyorlardı. AB bir yana, İran ve Suriye de örgüte destek veriyordu.

Yani 2002’de tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin terörle mücadele için elinde büyük bir güç vardı; istihbarat ve tecrübeli yetişmiş özel birlikler.

Gerçekten bu güç daha o zaman kullanılmış olsaydı bugün Türkiye ne Barzani’den ne de PKK terör örgütünden bahsediliyor olmayacaktı, ama bu büyük gücü kullanmadılar.

Örgütün Irak kuzeyinde bilinen inlerine harekatın yapılmasına izin vermediler ki bunu da Orgeneral Yaşar Büyükanıt 12 Nisan 2007’de ilk kez açıklamıştı ki bu inler hala orada..

Örgütün İsviçre’deki kasasına el konulmasını sağlamadılar, oysaki bu para kara paraydı ve uluslararası hukuk buna izin veriyordu ama yapmadılar ki bu para hala orada.

Örgütün AB ülkelerinde cirit atan sözde lider kadrosu için işledikleri suçların kanıtlarıyla tek tek dosya yapıp, İnterpol gibi Europol gibi uluslararası polis teşkilatlarını devreye alıp yakalanmasını sağlamadılar ki bu teröristler hala orada.

İşin daha acısı, ben 1992’de Şemdinli’de tabur Komutanı iken -teröristlere çok ciddi darbe vurmuş olsak da- girdiğimiz çatışmalarda 74 askerimiz şehit düşmüştü. Saldırıyı yapan Osman Öcalan’dı yani İmralı’da mahkumun kardeşi. Bu sonradan belgelendi aka şu an bu katil için çıkarılmış bir tutuklama müzekkeresi bile yok hala da yok.

İran ve Suriye’ye gelince…

Komşuyduk, tarihsel kültürel sosyal ve ekonomik bağlarımız vardı. Bir araya gelip bu konuyu konuşabilir ve verilen o desteklerin kesilmesini bir şekilde sağlayabilirdik ama yapmadılar. Karşılıklı sert mesajlar hep verildi ama bu destek bir türlü kesilemedi.

Öcalan davasına gelince…

Hukuk tarihinin en ağır skandalı yaşandı.

Öcalan yargılandı ama PKK terör örgütü yargılanmadı.

Öcalan mahkum oldu ama örgütteki teröristler mahkum edilmedi. Hani çatı davası çatı davası diyorlar ya, örgüt bir çatı davası hiç açılmadı, hala da yok.

Bu davada bir tek Öcalan mahkumiyet aldı ama örgütteki teröristler için bir tutuklama müzekkeresi dahi çıkarılmadı. Ayrı ayrı davalar açtılar, kimini aradılar kimini ise –Osman Öcalan gibi- hiç aramadılar.

Neyse…

Tıpkı Özal’ın 91’de ABD’ye verdiği destek gibi, 2003 Körfez krizinde de ABD’ye destek verildi.

Ve bakın sonuçları ne oldu…

91’de özerkliğini ilan eden Barzani bu kez federasyonu ilan etti ve Türkiye bunu tanıdı, Erbil’de konsolosluk açtı.

91’de silahlı güç yapılan PKK terör örgütü bu kez siyasi güce dönüştürüldü, halkı peşinde sürüklemeye başladı. Yani İngilizlerin Sion planı hiç hız kesmedi, bu planın ayakları hep yürütüldü.

Bu şekliyle 2003 siyaseti, 91 Özal siyasetinin gelişmiş bir versiyonu oldu.

İşte görüyorsunuz şimdi Barzani ‘Bağımsız Kürdistan’ diyor ve şimdi tökezlemiş görülse de o  hedefe doğru hala gidiyor.

İşte PKK’yı görüyorsunuz, siyasi kolları Meclis’te, silahları ayakları da sadece dağlarda değil artık, şimdi şehirlerde ve hala halkı sürükleyebiliyor.

Peki nasıl becerdiler bu işi?

Önce çözüm süreci dediler, operasyonları durdular, teröristlerin şehirlere inmesinin ve halkla doğrudan irtibat kurmasının yolunu açtılar.

Habur’da teröristleri getirip halkın içine saldılar, otobüslerin üstüne çıkarıp sirk maymunları gibi şehir şehir dolaştırdılar, sonunda halkın içine saldılar.

Üç terörist ölüsünü Paris’ten Türkiye’ye getirip Diyarbakır meydanında yüzbinlerce kişiyi toplayıp propaganda yaptırdılar. Üstüne de kah İmralı’da yatanın kah Kandil’deki terörist başını ekranlar üzerinde getirip halka hitap ettirdiler.

Hatırlıyorum da o günleri, masum ve çaresiz halk sonunda içinden “ya bu pkk devlet olmuş hem de devlet eliyle” demeye başlamıştı.

Bu arada teröristler de boş durmuyor, şehirleri bombayla dolduruyor ve şehir içlerinde mevzi kazıyordu.

Sonra işler zıvanadan çıkmaya başlayınca, özellikle de PKK’nın siyasi kolları seçimlerde halktan oy toplamaya bu oy oranı da mevcut siyasi iktidarın iktidarını tehdit etmeye başlayınca, yanılmış deyip yeniden operasyonları başlattılar.

Ama işi işten çoktan geçirmişlerdi zaten artık teröristler halkın içindeydi…

Yine de dalga dalga askeri operasyonları başlattık dediler ama bu kez valiler çıktı ortaya, sözüm ona basın duyurularıyla operasyon bölgelerini ifşa ettiler. Dolayısıyla askeri operasyonlardan bir sonuç alınamadı…

Bana sorarsanız buradaki amaç terörü bitirmek değil, halkın PKK’ya kayan oylarını geri alabilmekti, sonradan yapılan seçimlerde aldılar da zaten.

Neden terörü bitirmek değildi dedim, çünkü PKK’nın inlerine hani şu Barzani’deki inlerine girilmesine hiç izin vermediler, hala da o bölgelere sınır ötesi harekat yapılamıyor…

Suriye’ye gelince…

Özal’ın siyasetiyle kendine sahada çıkış bulan, Erdoğan siyasetiyle daha da yükselen ve Barzani’nin parmaklarıyla tetiklenen bu ayrılıkçı Kürt siyaseti Suriye’de kendisine yeni bir yolaçtı. Hani diyorlar ya ‘Kürt koridoru Kürt koridoru’ diye yani Barzani Akdeniz’e doğru uzanıyor.

Şimdi de Rusya bu koridorun Akdeniz’e açılan kapısını tutu yani Türkiye iki arada bir derede bırakıldı.

Ve hala Türkiye iki arada bir derede..

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/Işığın Gölgesindeki Darbe

Başa dön tuşu