Güvenlik

Sion’a Giden Yol.. ‘Kime Karşı’

Son yüz yıl boyunca Türkiye’yi hedef almış iki ayrı küresel ve iç siyasetin varlığını bu tabloda gördük: İlki, İngilizlerin Sion planı; diğeri de tarikat şeyhlerinin izlediği siyaset.

Sion planı, Müslüman coğrafyanın tam kalbi olan ve hem Hristiyan hem de Musevi alemince kutsal sayılan topraklar üzerinde bir İsrail devletinin kurulması, yaşatılması ve ABD ve İngilizlerin Ortadoğu’da köprübaşı tesis edilmesi amacı ekseninde işletiliyor.

Bu noktada mesele bir Yahudi-Müslüman çatışması olarak değil, Roma uygarlığı üzerine oturmuş bir Batı’nın bu coğrafyadaki küresel çıkarları temelinde sahneleniyor. Ancak konu Anadolu’nun eski sahipleri Roma’ya geldiğinde doğal olarak Türk varlığı ve devletinin hedef alınması kaçınılmaz bir tarihi gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Ne de olsa halen karşımızda hala bir eski Bizans meselesi var…

Bu anlamda İngilizler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti, Türk Ordusu ve Cumhuriyeti bu tabloda nasıl görüyor?

Her şeyden önce 1071’de Türk Ordularına yenilmişlerdi, 1922’de yine yenildiler.

Bu resme Çanakkale’yi koyalım…

 Kut’ül Ammare’de esir alınan İngiliz tugayını da ekleyelim…  

Şimdi üzerinde güneşin batmadığı söylenen şu İngiliz İmparatorluğunun halini bir düşünün…

İngilizler fena kırık!..

Bu resim, Haçlı seferleriyle başlayıp 9 Eylül’de İzmir’de son bulan savaşların büyük Roma krallığı açısından hüsran resmidir.

Şimdi bu resme işin İsrail yönünü ekleyelim çünkü onlar da bu toprakların eski sahipleri olduklarını ileri sürüyorlar. İşin içine bir de kutsal kitabı karıştırıyorlar, orada yazılanlar doğruysa eğer.

Madalyonun öteki yüzünde Balfour deklarasyonu aynı zamanda Hristiyan alemiyle Musevilerin kurduğu ittifakın da bir ilanı oldu. Bu ittifak bugün daha çarpıcı bir biçimde ortaya çıktı; eski Ahit olarak bilinen Tevrat/Tanah ile yeni Ahit olarak bilinen İncil kutsal Kitap adıyla birleştirildi.

Oysaki Romalılar bir zamanlar Kudüs’ü yakmış yıkmış, bugün Ağlama Duvarı denilen tapınağı yok etmiş hatta tüm Yahudileri dünyaya dağıtmışlardı ama olsun, şimdi çıkarlar müşterekti, o yıllar unutulmuştu.

Bu şekliyle kutsal ittifakın işte sahaya çıkış noktası 1917 oldu. İsrail devletinin kurulacağı ilan edildi ama ABD yardıma gelmeyince iş yattı ama bu küresel emeller hiç uyumadı…

1918’te Mondros yaşandı, Osmanlı fiilen yıkıldı ama Anadolu topyekun işgal edilemedi yani rövanş bir türlü alınamadı.

1920’de Sevr yaşandı, yerli işbirlikçiler harekete geçirildi ama işgal beklenen sonuca yine ulaşamadı, rövanş yine alınamadı.

İşte tam da böylesi bir süreçte Türk tarihi, Osmanlı’nın toprak verip bey yaptığı ağalarla Saray’a alıp başına taç ettiği Halidi şeyhlerinin akla hayale gelmeyen sinsi ittifaklarına ve Osmanlı’ya karşı İngilizlerle yaptıkları işbirliklerine sahne oldu.

Ve bu ittifak ve işbirliği Cumhuriyet’le birlikte devlete karşı isyanlara dönüştürüldü…

Şimdi bu tabloda, Türk Ordusunun Yunan’a karşı Ege bölgesinde verdiği bir ölüm kalım savaşı var iken, kalkıp da Koçgiri’de isyan çıkarmanın anlamı ne olabilir?

Yeni Cumhuriyet Musul’u İngilizlerden geri alabilmek için uluslararası arenada mücadele verirken, 1925’te, Diyarbakır’da, Hakkari’de hatta Şemdinli’de isyan çıkartmanın gerçek nedeni nereye bağlanabilir?

Hele ki…

Halkımızın kutsal din duygularını kötüye kullanarak otorite olmuş ve masum halkı devlete karşı isyana sürüklemiş olan bu tarikat şeyhleri ve feodal ağaların, tarihte ilk kez resmen ve alenen 1927’de Türk’ün varlığa karşı Ermeni Taşnak çetesiyle ittifak kurup örgütlenmesinin altında yatan asıl amaç ne olabilir?

Hep aynı kişilerin ve de hep aynı tarikat şeyhlerinin Taşnak çetesiyle bir olup Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı 1930’da, Ağrı’da yıllar süren isyanlarına ne anlam yüklenebilir?

Taşnak çetesinin kışkırtmalarıyla, uzun yıllar savaşmış ve anca nefes almaya çalışan ve halkın refah ve mutluluğu için çağdaş reformları hayata geçirmekte olan bir devlete karşı Tunceli’de neden ve ne amaçla isyan çıkartılabilir?

Şimdi biz tüm bu gerçekleri yok sayıp bu tarikat şeyhlerinin bu kalkışmalarındaki asıl niyetin Cumhuriyeti yıkıp şeriat devleti kurmak istediklerini mi düşüneceğiz yoksa din kisvesi altında Sion ve İngilizlere Anadolu’da kapı açmaya çalıştıklarını düşüneceğiz?

Peki, bu Molla Selim, Osmanlı Ruslara karşı savaşırken neden Bitlis’te isyan çıkarmıştı? Din devleti kurmak için mi yoksa Rus işgalini kolaylaştırmak için mi?

Peki, bu Şeyh Abdusselam Barzani, Osmanlı’nın birinci dünya harbine sürüklendiği yıllarda din devleti kurmak için mi isyan etmişti, bu amaçla mı Ruslarla ve İngilizlerle temas kurmuş, destek almıştı?

Buna karşılık…

Tarihte yaşanmış bir Türk-Kürt savaşı yok iken, binlerce yıldır bu kutsal topraklarda omuz omuza düşmana karşı savaşmış olan bir Türk bir Kürt gerçeği var iken bu tarikat şeyhlerinin ısrarla oyunu Kürtler üzerine kurmaya çalışmalarındaki niyet ve emel nereye bağlanabilir?

Tüm bunların altında Cumhuriyeti yıkıp yerine bir şeriat devleti kurmak niyetleri olduğu söylenebilir mi?

Türk’e karşı kurulmuş böylesi sinsi ittifaklar bu kutsal topraklarımızda tutmuyor, tutmadı da zaten… Halkımızın kutsal din duyguları devlete ve Cumhuriyet’e karşı kışkırtılmasına rağmen, Cumhuriyete kuranlar bu sinsi planın işletilmesine izin vermediler.

Öte yanda, İngilizler de bu emellerinden hiç vazgeçmediler…

Sonra İsrail çıktı, ardından ABD oyuna girdi. Şimdi Ruslar da tezgahın bir kenarından tuttu.

Bakın ne yaptılar?

Önce Cumhuriyetin bir dünya projesi olarak temelleri atılan pırıl pırıl kurumlarını ülkeyi yönetenlerin eliyle bir bir kapattılar hani şu ABD’nin Eğitim Komisyonu eliyle yapılanlarda olduğu gibi.

Sonra Cumhuriyet’e karşı İngilizlerle ittifak kurmuş hatta devlete karşı isyan çıkartmış olan şeyhlerin yeniden halk üzerinde otorite olmasının yolunu açtılar, Kur’an kurslarıyla, tarikatın tekkeleriyle hatta camilerle…

Üstüne…

Aynı tarikat ekseninde siyasetçi yetiştirmeye başladılar Özallar gibi…

Yetişen siyasetçileri iktidara taşımaya başladılar yine Özallar gibi…

Bu noktada Özal Türk tarihinde bir dönüm noktası oldu; 91 Körfez savaşında izlediği siyasetle 1920’nin Sevr’ine giden işgal planını yeniden tetikledi, Özerk Barzani gibi, sayıları onbinleri aşan PKK terör örgütü gibi. Çünkü bu son ikisi İngiliz Sion planının siyasi ve silahları ayaklarıydı.

İşte bugün, 17 Eylül 2017.

Barzani bağımsız Kürdistan için referandum yapacağız dedi ama Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı da çıkıp ‘Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail kurulmasına izin vermeyeceğiz’ demedi mi!

İşte mesele buydu.

Sürecek

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/ Işığın Gölgesindeki Darbe

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, araştırmacı yazar. Terör ve siyaset üzerine yayımlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu