Strateji

Suriye.. ‘Kim Kime Karşı’

Ve Tanrı, Şeria’da Yeşu’ya seslendi…

Nil’den Fırat’a kadar uzanan coğrafyadaki bütün toprakları İsrailoğulları’na verdiğini bir kez daha söyledi. Bu toprakların sınırlarını da şöyle çizdi:

“Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağı’ndan –bütün Hitit ülkesi dahil– batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak. “

Şimdi…

Türkiye şu anda bu Sion planının hedefindedir.

Bizim şimdi asıl meselemiz bu Sion planının hangi sinsi stratejiler üzerinden Türkiye’yi hedef almış olduğunu açığa çıkarabilmektir.

Hep birlikte gördük işte; 1948’de İsrail’i kurdular, kurulur kurulmaz Ortadoğu’da savaşlar başladı. Ancak dikkat ediniz bu savaşlar hep Arap-İsrail savaşları olarak anlatıldı, bu savaşa Yahudi-Müslüman savaşı demekten özenle kaçınıldı.

Çünkü işe dini karıştırdığı zaman savaş kutsallık kazanacak, etrafı Müslüman ülkelerle çevrili bir Yahudi devlet de bu savaşta zor duruma düşebilecektir.

Bu bir algı operasyonudur, Müslümanların algısı etnik kimliğe yönlendirilmiş, İsrail’i zora düşürecek Yahudi algısı örtülenmiştir.

Peki, İngilizler İsrail kurulduğu zaman bu savaşların çıkacağını bilmiyorlar mıydı?

Elbette biliyorlardı, bu nedenle İsrail’i kurmakla birlikte ona müttefik olacak devlet ve yönetimler de kurmak içiz hazırlıklara giriştirler, bu nedenle tüm güçleriyle Osmanlı’yı topyekun işgal kalkıştılar.

Yoksa İngilizler 1918 yılı itibariyle başta Musul, Mekke, Medine, Mısır, Kudüs hepsini birden ele geçirmemişler miydi?

Bütün kutsal topraklar ellerinde değil miydi?

Kızıldeniz’den Basra’ya deniz yolları, Kıbrıs, Akdeniz, bütün enerji havzasını işgal etmemişler miydi?

Mesele eğer sadece enerji kaynakları olsaydı, İngilizler o noktada durabilirdi ama durmadılar.

Mesele eğer sadece Kudüs’ü ele geçirmek olsaydı, isteseler yine durabilirlerdi.

Mesele tek başına bunların her biri değil, mesele hepsini birden içine alan küresel bir plan!

Yani?

Yani İngilizlerin asıl amacı Osmanlı’yı düşürüp Malazgirt’in rövanşını almak;

Anadolu’yu ele geçirip Haçlı seferlerini tamamlamak;

Kutsal toprakları ele geçirip İsrail adıyla Müslüman coğrafyada köprübaşı tutmak ve sonuçta da tüm enerji kaynaklarının da yönetimini ele geçirmekti.

Zaten sorun da burada çıktı; birçok amaç aynı anda gerçekleştirilmek istenince İngilizlerin gücü yetmedi, İsrail planı ikinci dünya harbine kaldı.

Yani İsrail’i kurmakla iş bitmedi, ona müttefik devlet kurup ayakta tutmak ve yaşatmak gerekiyordu…

Araplara karşı İsrail’e, bu coğrafyada kim müttefik olabilirdi;

Coğrafyanın en büyük hakimi Türkler vardı ama Türkler zaten hedefti. Ne de olsa eski Bizans’ın üzerine oturmuş düşman olarak görülüyordu.

İsrail’in etrafını çeviren Müslümanların çoğu Arap’tı. Zaten Arap-İsrail savaşları da bir şekilde sürüyordu, İran da bu konuda başı çekiyordu. İran’ın mevcut politikasından geri adım atması mümkün değildi.

Geriye ellerinde Ermeniler kaldı, Rumlar kaldı, bir de küçük küçük gruplar halinde Nesturiler, Yezidler, Keldaniler… Ancak hepsi birleşse de Müslüman coğrafyasında güç sahibi olabilecek  sayıları yoktu.

İşte yüz yılı aşkın bir süredir oynanan oyun böyle açığa çıktı…

Eğer ki Kürtler bu Sion tezgahında İsrail’in yanına çekilebilirse süreç kaldığı yerden devam edecekti, bu nedenle neler yapmadılar ki…

 Miktad Bedirhan çıktı, Kürtler Ermenilerle kardeştir, akrabadır demeye başladı.

Rus yazar Celile Celil çıktı, bir şekilde Kürtler de Hristiyan’dır demeye başladı.

Bazıları çıktı Kürtler için İsrail’in kayıp Onikinci kabilesi demeye başladı tıpkı Nesturiler için dedikleri gibi.

Bu algı operasyonları yüz yıl önce başlamıştı hala da sürüyor.

Evet, ne yaptılar ne ettilerse bu çürük iple dikişi tutturmadılar. Baktılar olmayacak, dini duyguları kışkırtıp isyan çıkardılar ama yine tutmadı.

Ermenilerle Hoybun deyip ittifak kurdular, yine olmadı.

ASALA’yı kurdular, Türk diplomatlarını öldürdüler, bu aksi tepki, halk öfkelenmeye başladı.

Baktılar olmayacak ASALA’ya kılıp değiştirip sözüm ona Kürt PKK yaptılar ve öldürdüler öldürdüler, öldürdüler ama halkımızı devlete karşı bir isyana ya da halkımız içinde etnik ve mezhepsel farklılara dayalı bir iç savaşı çıkartmayı başaramadılar yani bu hiç tutmadı, hala da tutmuyor.

Şimdi Türkiye bu süreci yaşıyor, Kürt sorunu adı altında gerçek Kürt kardeşlerimiz üzerinden Sion planına yeni versiyonlar hazırlanıyor…

 Bakın şimdi Suriye’ye…

Ne görüyorsunuz?

Suriye’nin Halep kenti yanıyor, ülke iç savaşta, kardeş kardeşi öldürüyor.

Suriye yanıyor, Halep yanıyor, yüzyıllardır birlikte yaşamış olan insanlar birbirlerini öldürüyor.

 Ne yazık ki Suriye’nin düşürüldüğü bu duruma en fazla katkı sağlayan, muhalif unsurları kışkırtıp doğrudan destek veren bir ülke de Türkiye oluyor, tıpkı Libya ve Mısır’da, tıpkı Irak’ta yapıldığı gibi.

Yine bugün, Türkiye bu yanlışlarından dönmek yerine, Suriye’ye bir askeri müdahaleyi gündeme taşıyarak ‘güvenli bölge kurmak’tan bahsediyor. 

Bu duyunca aklımıza 1991’de Irak’ta kurulan güvenli bölge geliyor, bu güvenli bölgede kurulan bir Kürt devleti geliyor ve yine bu bölgede silahlı güce dönüştürülen PKK geliyor ve elinde olmadan insan soruyor..

Bu siyaset kime hizmet ediyor?

ABD ve İsrail böylece kutsal kitaplar üzerinden savaş planları yapar ve bunu kırk yıldır bizim komşularda uygularken..

Ne olduysa oldu ve bir anda Rusya çıktı ortaya, sabah kalktığımızda bir de baktık ki Putin bize komşu olmuş.

Bu çok önemli bir gelişmeydi ama nedense bizim medya bunu görmezden gelip domates krizi üzerinden bir de Rus turistler üzerinden giderek kamuoyunu epey oyaladı.

Haliyle aklı başında biri çıkıp da bu vakanın perde arkasını açmaya, açıp da ekranlardan kamuoyuna duyurmaya fırsat bulamadı.

İşte biz bugün her gün Putin’i konuşuyoruz ama şu Rusya’nın Çar Deli Petro’dan gelen vasiyeti üzerine kurduğu tarihi emellerini ve bunun da bizi hedef aldığını konuşamıyoruz.

Oysaki yaşanmış iki dünya harbi vardı; birincisinde Erzurum’a dayanmış bir Çarlık Rusya, ikincisinde de Kars ve Ardahan’ı, üstüne de Boğazlardan askeri üs isteyen bir Sovyet Rusya vardı.

Ve bu savaşlarda emellerine ulaşamamış bu Rusya, Putin’in ekranda görülen sempatik tavırlarıyla hatta tuttuğu balıklarla gündeme oturup ansızın bize komşu olmuştu.

Nasıl becermiş bunu Putin?

Her şey Rus uçağının düşürülmesiyle başladı…

Tarih: 24 Kasım 2015.

Türk hava sahasını bir Rus uçağı ihlal etti; uyarılara kulak asmadı ve düşürüldü, olay bu…

O zamanlar Başbakan Davutoğlu idi, “ben emir verdim” dedi ama mesele kapanmadı.

O zamanlar Cumhurbaşkanı Erdoğan idi, şimdi de Erdoğan, “Türkiye uluslararası hukuktan aldığı gücü kullanmıştır” ama mesele yine kapanmadı.

Rusya inatla “özür dileyin” diyordu…

Kriz çıktı zaten gerisini biliyorsunuz ancak…

Ancak bu darbe teşebbüsü öncesinde işler değişti ve Türkiye özür diledi.  Ve ardından Türkiye darbe teşebbüsüne çok acı bir şekilde tanık oldu.

Ve şimdi gündeme yine Rus uçağı geldi…

Rusya’da bulunan Bakan Şimşek, “Rus uçağını bizim pilotlar kendileri yapmış” dedi…

Şimdi ise FETÖCÜ olduğu ileri sürülen bu pilotların Rus uçağını kasten düşürdüğü dillenmeye başladı…

 Peki, gerçek neydi?

 Rus uçağı düşürüldü ve Rusya öncelikle Ortadoğu’da konuşlanmaya başladı.

Örneğin bu uçak düşürüldükten birkaç gün sonra Rus S 400 hava savunma sistemi Suriye’de kuruldu.

Demek Putin hazırlıklıymış…

Rus uçağı düşürüldü, hemen ardından Rusya, Ermenistan’a 7.000 Rus askeri göndermeye ve Ermenistan’a da hava savunma sitemini kurmaya başladı.

Demek Putin epey hazırlıklıymış…

Rus uçağının düşürülmesiyle aynı süreçte İran’a S 300 füzeleri gönderildi ve Rusya, Suriye’den İran’a, İran’dan Kafkasya’ya hava savunma sistemlerini peyderpey yerleştirmeye başladı.

Kolay işler değildi bu işler, Putin bayağı hazırlık yapmış demek!

Uçakla birlikte Putin, IŞİD’in petrol kaçakçılığını gündeme taşıdı ve Türkiye’ye yüklenmeye başladı…

Uçakla birlikte Putin, Türkiye karşıtı siyaset izleyen ülkeler ve de PKK, PYD, YPG ve Barzani gibi unsurlarla da temasa geçti… Şu anda Rusya, ABD’yi Ortadoğu’da aştı ve Türkiye’yi kuşatıcı bir siyaset izlemeye başladı!

Ve ABD de buna gözyumdu!

Nasıl becerdi bunca işi? Uçağın düşürülmesiyle…

Bu olayın siyasi askeri stratejik yönü, bir de diğer yönleri var…

Uçağın düşürülmesiyle Rusya, Türkiye’ye ekonomik ambargo koydu.

Demek kendi ekonomisinde buna yönelik önceden hazırlıkları varmış!

Öyle ya uçak düşmeden önce ortalık güllük gülistanlıktı ve kimse bir Türk-Rus kriz beklemiyordu!

Rusya öylesine ekonomik kararlar aldı ki, örneğin 53 Rus ve yabancı şirkette Türk işçisi çalıştırılmasına onay verdi.

Demek önceden şirketleri bile planlamış!

Sonuçta bu uçak krizi Rusya’nın işine yaradı; son iki yüz yılda elde edemediği avantajları Akdeniz ve Ortadoğu’da yakaladı…

Sözüm ona Türkiye hem kendi hem de NATO hava sahasını korumak için Rus uçağını vurdu ama bakınız bir etrafa; Türkiye yalnız!

Rus uçağının düşürülmesiyle Türkiye, Suriye sahasından çekildi!

Diyeceksiniz ki şimdi Suriye’de varız, harekat yapıyoruz..

Doğru doğru ama.. Türkiye’nin harekat yaptığı bölgenin tam karşısında PKK terör örgütü ve ABD yeni devlet yapıları kuruyor..

Nasıl oluyor bu iş?

Sonuç olarak..

Rus uçağının düşürülmesiyle Türkiye, Irak sahasındaki etkisini, Barzani hariç, yitirdi. Son Başika olayı da ibret alınması gereken bir olay olarak karşımızda duruyor.

Rus uçağının düşürülmesiyle Türkiye, Azerbaycan’a destek için Ermenistan’a karşı yapacağı askeri manevraları kaybetti; Türkiye-Ermenistan sınırında Ruslar hakim oldu!

Rus uçağının düşürülmesiyle Türkiye, coğrafyasına hapsedildi!

Yani bu uçak krizinden Türkiye zararlı çıktı!

Türkiye zararlı çıktı ama Türkiye üstüne de özür diledi.

Hatta Türkiye şimdi çıkmış bunu bizim pilotlar yaptı diyor.

Ve şimdi Türk-Rus ilişkileri öncesinden daha büyük bir ivme kazanıyor ve de ABD bunu seyrediyor…

Garip olan ise şu; herkes kazanıyor ama özünde Türkiye kaybediyor…

Ve tüm bunlar insan aklına korkunç bir şüpheyi de beraberinde getiriyor; iç ve dış mihraklar yine birleşti mi, diyerek…

Şimdi buna ekleyiniz…

Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını…

Fener Rum Patrikliği’nin VATİKAN gibi devlet içinde devlet olmasını…

Özelleştirmelerle kaynak yönetiminin yabancılara devrini…

Yeni anayasa ile kimliksiz, tarihsiz bir toplum yaratılma peşinde koşulmasını…

Özel okullarla bu kimliksiz topluma kimliksiz bireyler yetiştirilmesini, buna göre eğitim öğretim programlarının hazırlanmasını…

 Ve tüm bunlar Rus uçağıyla ivme kazandı, süreç hızlandı!

Şimdi diyeceksiniz ki bu Rus Uçağını kim düşürdü?

Ben her şeyi açık açık anlattım, sözlerimi buraya kadar okuduysanız eğer, sizce kim düşürmüş olabilir…

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Menora/ Işığın Gölgesindeki Darbe

Başa dön tuşu