Özel Dosya

Tanrı Krallığı.. ‘Nedir’

Geçen bölümde İsrail’in kuruluş hikayesini anlatmıştık..

Kaldığımız yerden devam edelim..

Bugün ülkesine ve milletine gönülden ve karşılıksız bağlı yürekler bulabildiği her fırsatta Türkiye’ye karşı konumlanmış ülkeleri, plan ve projelerini topluma anlatmak istiyor, uyarmak istiyor ama buna fırsat vermiyorlar.

Ekranlara canlı yayın konuğu olarak çıktığınızda tam işin püf noktasını açıklayacağınızı sezen o ünlü sunucular birden araya giriyor, sözünüzü kesiyor, anlatmanıza fırsat vermiyor ya da açık oturuma birlikte katıldığınız konuklardan biri kibarsa eğer, ‘siz böyle diyorsunuz ama işin aslı’ diyerek söze giriyor, nezaketi unutanlar ise ‘söyledikleriniz hikaye bu doğru değil’ diyerek konuyu çarpıtıveriyor.

Sonuçta işin aslını bilenler, Ortadoğu’da bugün yaşananların altında demin size anlattığım İsrail planının yattığını bir türlü anlatamıyor ve kamuoyuna duyuramıyor.

 Medya İsrail’den mi korkuyor yoksa işin ucu Usta’nın Suriye politikasına mı dokunur diye mi çekiniyor, bilemiyorum…   

Hatırlıyorum da daha yakın bir zamanda Habertürk ekranlarına emekli general Ahmet Yavuz çıkmış, karşısında gazeteci Nevzat Çiçek, onun yanına da uzman Mete Yarar oturmuş, son günlerin gündemi olan güvenli bölgeyi ve ABD-Türkiye ilişkilerini tartışıyorlar. Tabii iş dönüyor dolaşıyor güvenli bölgenin kimin işine yarayacağı meselesine geliyor.

 İşte tam bu noktada Nevzat Çiçek araya girdi ve İsrail’in ‘Yınon Planı’nı’ açıklamak istedi ama daha ‘Yınon planı’ der demez uzman Mete Yarar ona öyle bir bakış fırlattı ki çaresiz, susmak zorunda kaldı.

Oysaki Çiçek haklıydı, güvenli bölgenin yolu İsrail’e çıkıyordu ama söyleyemedi, fırsat bulamadı. Bugün ekranlara çıkıp, canlı yayın konuğu olarak bu gerçekleri anlatabilmenizin artık imkanı yok gibi.

Öte yanda… 

‘Büyük İsrail’ ifadesi çok sık kullanıyor, bu da tıpkı ‘Kürdistan’ deyişi gibi kamuoyu hafızasında bir yanda alışkanlığa bir yanda da bıkkınlığa yol açıyor.

Bu da tam bir algı operasyonu.

Özellikle sosyal medyada İsrail’in bu yeni planı hakkında açıklayıcı yazılar yazıldığında troller devreye giriyor, yapılan yorumlarda ‘biliyoruz canım tüm bunları, bilmediğimiz bir şey söyle’ ya da ‘İsrail bu, yapar’ deyip kamuoyunun dikkatini dağıtıyorlar, konu İsrail ise okumaya gerek yok gibisinden bir algıya yol açarak toplumun doğru bilgilendirilmesini engellemeye çalışıyorlar. 

Halimiz böyle olsa da ne yapalım, ülke bizim, gelecek bizim.

Burada  anlatmaya çalıştığım İsrail’in bugün arkasında görülen küresel destek, savaş planlarının ‘teo-stratejik’ motiflere dayalı olduğu içindir.

Bunun sahne arkasında Fener Rum Patrikhanesi, ekümeniklik, Hristiyan ve Yahudilerin kutsal kitaplarında geçen Tanrı’nın Planı, dinlerarası diyalog ve nihayetinde ABD-İsrail’in Ortadoğu projeleri yatıyor.

Prof. Dr. Nadim Macit, yaptığı araştırmalarda özellikle dikkati Fener Rum Patrikhanesine çekiyor ve ekümeniklik meselesinin ardında yatan bu teo-stratejiyi şöyle açığa çıkarıyor:

‘Hıristiyan dünyada belirleyici rol oynayan ekümeniklik; politik ve stratejik içeriğe sahiptir. Nitekim bu kavram; tasarruf ve egemenlik alanı, Tanrı’nın planı, Tanrı’nın insanları kurtuluşa yönlendirişi ve kendini açıklaması, Tanrı’ya giden evrensel yol, Tanrısal krallığın yeryüzündeki ev halkını yönetmesi gibi anlamlara gelmektedir.

Günümüzde ekümenik hareket, Protestan anlayışta ‘Tanrı’nın Stratejisi’ anlamında kullanılmaktadır. Bu stratejinin günümüz dünyasında üç temsilcisi vardır; ECEC (Avrupa Birliği İçin Ekümenik Komisyon), WCC(Dünya Kiliseler Konseyi) ve CCREC ()Avrupa İşbirliği İçin Hıristiyan Sorumluluğu Komitesi)…’

İşin en çarpıcı yönü, Nadim Macit buradan yola çıkarak Amerikalının Ortadoğu Projesi’ne ulaşıyor .Amerikalının ortaya çıkışı şöyle;

 ‘Aslında II. Jean Paul’un üçüncü bin yılda Ortadoğu’yu Hıristiyanlaştırmak için yaptığı çağrı BOP’la aynı çizgide buluşur. Hıristiyan ekümenliğin, diyaloga dönüşmesinin arkasında bu stratejik hedef yatmaktadır. Kilise merkezli olarak üretilen modellerle Batılı egemen güçlerin dünyevi dille ürettikleri modellerin birbiriyle örtüşmesi, dinin politik-stratejik amaçlara dayalı olarak okunduğunu gösterir. Tanah/Eski Ahit’in İşaya(Yeşaya) bölümünde yer alan ayette, bir gün Tanrı Krallığı’nın kurulacağı ilan edilmektedir;

‘Ayın yüzü kızaracak, güneş utanacak. Çünkü Her Şeye Egemen RAB Siyon Dağı’nda, Yeruşalim’de krallık edecek.’

Yine Tanah’a göre, Tanrı Krallığı’nın İsrailoğulları tarafından kurulacağı bildirilmektedir;

‘Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak ve sonsuza dek sürdürecek. Her Şeye Egemen RAB’bin gayreti bunu sağlayacak…’[1]

ABD’nin bir dönem başkanlığını yapan Reagan ile Bush (2008)  Evangelist ve Metodist diye bilinen, yaygın ve etkin olan mezheplerin birer üyesidir. Reagan dünyanın geleceği için şöyle diyor;

‘Aşikar ki Eski Ahit(Tanah/Tevrat)’teki eski peygamberlerimize ve Armagedon’la ilgili önceden haber verilmiş alametlere dönüp baktığımızda, acaba olacakları görecek nesil biz miyiz diye düşünüyorum. İnanın bana bu kehanetler açık bir şekilde yaşamakta olduğumuz şu günleri tasvir ediyor.’[2]

Şimdi Pof. Dr.Macit’in açtığı bu pencereden başta söylediğim İsrail’in yeni yol haritasına bakıldığında..

Ortadoğu’da bugün yaşanan insanlık trajedisine, katliamlara, ölümlere ve göçlere  Tevrat ve İncil üzerinden bakan bir Yahudi-Hıristiyan’ın gözünde neden bir  pişmanlık görülmediğini anlayabiliyoruz. Çünkü onlar bu savaşları Tanrı’nın bir buyruğu olarak görüyor ve destekliyor.

Amerika’nın bu BOP Planıyla İsrail zaten atbaşı gidiyor.

 Planda, ‘Mekke ve Medine’de Vatikan benzeri bir yapılanmaya gidilmeli’ diyerek kutsal topraklara elatıyor. Bu da ilginç değil mi? Böylece Amerika kutsal toprakları yapılandırıyor, kendi düşüncesinde Vatikan benzeri ayrı bir devlet kuruyor.

Buna Fener Rum Ortodoks Patrikhanesini de eklerseniz üç tane Vatikan ortaya çıkıyor; Katolik, Ortodoks ve Yahudilerin kontrolünde Müslüman Vatikan.

 İşte Binali Yıldırım’ın İstanbul seçimi öncesinde paylaştığı şu tweet büyük anlam taşıyor olmalı, mesaj şuydu;

‘İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi Ekümenik Patriği ve İstanbul Başpiskoposu Patrik Bartholomeos’un isim gününü kutluyor, sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum’.

Bu Patrik kim Patriğiydi?

Bizans’ın.

Yıldırım bu mesajı paylaştı, ardından gelen tepkiler üzerine apar topar sildi ama mesaj yerine çoktan ulaşmıştı bile.

Sonuç olarak yeni İsrail yol haritasının hedefi coğrafyamızdaki Müslüman ülkelerdir ki bunun istisnası yoktur. İsrael Shahak böyle görüyor;

‘İsrail stratejik düşüncesinde, tüm Arap devletlerinin daha küçük parçalara bölünmesi hep tekrar tekrar görülen bir kavramdır. Örnek vermek gerekirse, Irak’ta İsrail için olabilecek en iyi şeyin; Irak’ın Şii ve Sünni devletler ve Kürt tarafının ayrılmasıdır.’

İsrail’in bu yeni stratejisinde ilk hedefi Iraktır ki zaten ABD orada, İsrail de Barzani’de;

‘Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile daha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrail’in en büyük tehdidi Irak’ın gücüdür’.

Bu hedefe giden yol İran-Irak savaşından geçiyordu, geçti zaten;

‘Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkan vermeden çökmesine sebep olacaktır’.

İsrail’in yeni yol haritasında bölge ülkelerinin etnik ve mezhep farlılıkları üzerinden parçalanması öngörülmüştü, parçalanıyor zaten;

Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sünni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır’.

İsrail’in hedefe giden yolu Müslüman coğrafyadaki ülkelerin çatıştırılmasından geçiyordu ki bu süreç işliyor zaten;

‘Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır. Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür[3]’.

Ortadoğu’da savaşları tetikleyen ABD ve İsrail’in belki en büyük kurnazlığı, ortaya koyduğu hedeflerin hem Tevrat’ta hem de İncil’de yer alan bu ayetlerde geçiyor oluşudur.

Bu ayetlerde hedef gösterilen Irak ve Suriye, İsrail’in Tanrı’sının da ‘cezalandıracağım’ dediği ülkeler arasına yerleştiriliyor. Savaş planları öylesine hazırlanıyor ki, yer, zaman, hedef ve uygulanacak stratejilerle bu ayetlerde bu ülkeler için yapılan betimlemeler birbiriyle örtüşüyor.  Bu İsrail’e hem Hristiyan aleminin desteğini sağlıyor hem de savaş politikaları artık tepki görmüyor. 

Buna en trajik örnek eski Babil bugünkü Irak’tır. İşte Babil’i hedef alan o ayet;

 ‘“Ey Babil, erden kız, in aşağı, toprağa otur… Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim… Onu durduracak büyü yok elinde, başına gelecek belayı önleyemeyeceksin. Üzerine ansızın hiç beklemediğin bir yıkım gelecek… Gençliğinden beri alışveriş ettiğin herkes kendi yoluna gidecek, seni kurtaran olmayacak.’[4]

Hristiyanların kutsal kitabı İncil de bu İsrail stratejisini destekliyor. İşte yine Babil’i hedef alan o ayet;

“Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: ‘Gel’ dedi, ‘Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim’…

‘Büyük Babil, Dünya Fahişelerinin Ve İğrençliklerinin Anası’…

Gördüğün canavarla on boynuz fahişeden nefret edecek, onu perişan edip çıplak bırakacaklar. Etini yiyip kendisini ateşte yakacaklar. Çünkü Tanrı, amacını gerçekleştirme isteğini onların yüreğine koymuştur. Öyle ki, Tanrı’nın sözleri yerine gelinceye dek krallıklarını canavara devretmekte sözbirliği edecekler.’[5]

ABD’ye gelince, o da BOP projesiyle İsrail’i destekliyor. İşte BOP’un o kısmı;

 ‘Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur. Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır’.

ABD son sözünü de ürpertici bir ifadeyle şöyle söylüyor;

‘5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar’[6].

Şimdi bu resme Türkiye’yi ekleyelim…. 

‘Demokrasi ve özgürlük’ diyerek yeni bir anayasa yapın ve Türk ulus devlet kimliğini kaldırın; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yerel yönetimlere özerklik verin, bu özerk yönetimler PKK terör örgütünün uydusu olacağından alın size Büyük Kürdistan!..

Aynı bölgelerde PKK eliyle Taşnakçıları yönetime getirin alın size Büyük Ermenistan!..

Bu nedir?..

Bu Türkiye açısından bire bir yüzyıl önceki Sevr işgali olup 1071 Malazgirt savaşının rövanşıdır yani Bizans; İsrail açısından üç bin yıl önceki Fenike’nin  yeniden doğuşudur yani ‘Büyük İsrail Krallığı’; 

ABD açısından Ortadoğu Projesinin bire bir gerçekleşmesidir yani Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının ele geçirilmesi ve yönetimi; artık iş buraya varırsa eğer Ruslar açısından da Asya ve Anadolu’daki Türk varlığının gelecekte birleşmesi açısından beslenen umutlarının yok edilmesi anlamına geliyor.

İşte Usta’nın bağımsızlık referandumu sonrası Barzani’ye kızıp öfkelenerek hatta işaret parmağını uzatıp ‘şimdi denin canına okuyacağım’ gidisinden öne çıkardığı İsrail deyişinden biz bunları anlıyoruz her ne kadar Usta bunları söylememiş olsa da…

34. Gün: İçimizdeki Misyon..

Kitap:

Usta’nın Göremediği siyasi Tuzak


[1] Tanah/ İşaya, Bölüm: 9: 6-7.

[2] Macit, Teo-Stratejiler ve Türkiye, s. 401.

[3] Oded Yinon, ‘1980’lerde İsrail için bir strateji’. Bu plan orijinal olarak İbranice KIVUNIM(Yönler)’de yayınlanmıştır. Sayı; 14. Şubat 1982,

[4] Tanah/ Yeşaya, Bölüm 47: 1-15

[5] İncil/ Vahiy Bölüm 17.

[6] Ralph Peters, ‘Kanlı Sınırlar(BOP)’, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi, 1996.

Erdal SARIZEYBEK

Emekli Albay, Araştırmacı Yazar Terör ve siyaset üzerine yayınlanmış 16 eseri bulunmaktadır.
Başa dön tuşu