Strateji

Vaat Edilmiş Topraklar ‘Meselesi Nedir’

Vaadedilmiş Topraklar Meselesi Nedir

Günümüzde İsrail denildiği zaman, ilk olarak ‘vaat edilmiş topraklar’ akla gelir ve bu kavram hemen Nil’den Fırat’ı çağrıştırır, doğaldır.

Çünkü vaat edilmiş topraklar meselesi artık hepimizin hafızasında yer etmiştir ve bu deyiş bize İsrail’in gelecekteki olası emel ve hedeflerini hatırlatır ve ürkütür, bu da doğaldır.

 Çünkü Fırat bizim nehrimizdir, vatan toprağını sular.

Dolayısıyla Nil-Fırat demek, İsrail’in bizim vatanımıza göz diktiği anlamına gelir ki, bu da doğal olarak İsrail’e karşı bir tepkiye yol açar.

Peki, içgüdülerin ötesinde, aklın ve mantığın hakim olduğu bir düzlemde bu tepki doğru ve doğal mıdır?

Peki, gerçekten İsrail’in Tevrat’ta geçen Nil’den Fırat’a toprak vaadi ile bugünkü siyaseti arasında dinsel ve kutsal bir bağ var mıdır?

Peki, nedir bu toprak, Tanrı vaadi kutsal topraklar?

İşte şimdi tüm bu sorulara cevap bulabilmek için milattan öncesine, 1.800’lü yıllara doğru bir yolculuk yapmak gerekiyor…

Bu anlatılanlar Tevrat’ta geçer…

Filistin/ Kenan diyarına göç etmeden önce İbrahim Harran’da kabilesiyle birlikte yaşıyordu. Eşi Saray yanındaydı, çocukları İshak ve Esav ise henüz doğmamıştı.

Bir gün bir gece, Tanrı gökyüzünden İbrahim’e göründü, onu kutsadı, soyunu büyük bir ulus yapacağı konusunda söz verdi ve ülkesini, akrabalarını ve baba evini bırakıp ayrılmasını istedi:

 “ Sana göstereceğim ülkeye git. Seni büyük bir ulus yapacağım, seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığınla kutsanacak[1].”

İbrahim hiç tereddüt etmedi; Tanrı’nın bu buyruğu üzerine karısı Saray’ı, yeğeni Lut’u, kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine gitmek için Harran’dan ayrıldı. 

Ülke boyunca Şekem’deki More meşesine kadar ilerledi, o günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu.

Ve Tanrı tam orada göklerden bir daha seslendi:

Bu toprakları senin soyuna vereceğim”.

Harran’dan ayrılan İbrahim, çok uzun bir süre Kenan topraklarında yaşadı.

Hep Tanrı’nın bu vaadini hatırladı, bu toprakların hayalini kurdu, çünkü kendisine vaat edilmiş topraklar oldukça büyüktü ve soyuna sonsuza dek yeterdi.

 Ama bir sorun vardı, çünkü bu toprakların bir sahibi vardı ve çok sayıda yerli kabile burada yaşıyordu.

Ama İbrahim, kendisine verilen buyruğun Tanrısal bir buyruk olduğunu bildiği için, işin ötesini berisini hiç düşünmedi ve oradan ayrılarak Beytel’in doğusundaki dağlık bölgeye gitti.

Çadırını batıdaki Beytel’le[2] doğudaki Ay Kenti’nin arasına kurdu, Tanrı’ya bir sunak yaptı. Sonra kona göçe Negev’e[3] doğru ilerlerdi[4].

Ve bir gün Tanrı İbrahim’e yine göründü ve toprak vaadini tekrarladı:

 “Bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak. Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş[5].”

Tanrı bu vaadi yaptı sırada, İbrahim bugünkü Kudüs’ün güneyindeki Hebron yakınlarında idi.

Bulunduğu yerden dört ana istikametine baktığında gördükleri, çok zaman sonraları Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı tepesinden bakıp gördükleriyle bire bir aynıydı:

“…Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyordum. Daha ötede, Kızıl denizin bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var.

Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin[6] kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir.

 Daha aşağıda Lübnan var: Suriye var; bir yanda Süveyş kanalına, öbür yandan Basra körfezine kadar çöller, şehirler[7].”

Tanrı’nın vaat ettiği topraklar bir yanda Mısır’a, öte yanda Suriye ve Irak’a kadar uzanıyordu, uçsuz bucaksız, bal ve süt kokan topraklar…

Tanrı’nın ‘kalk, dolaş’ demesi üzerine İbrahim hemen çadırını sökmüş ve gidip Hebron’daki Mamre meşeliğine yerleşmişti.

Ve orada Tanrı İbrahim’e gökyüzünden yine seslenmiş ve soyunu bekleyen geleceği ona şöyle bildirmişti:

 “Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek.

Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin.

Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorlular’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”

Burada geçen “kölelik” ifadesi çok sonraları İsrailoğulları’nın Mısır’e göç edişi meselesiydi ama İbrahim henüz bunu bilmiyordu. Amorlular ise vaat edilen toprağın asıl sahibi olan yerli kabileydi.

Tanrı’nın İbrahim’e buyurduğu bu sözler bir akşamüstü bildirilmişti. 

Güneş batıp da karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale ortaya çıktı ve o gün Tanrı İbrahim’e vaat ettiği toprakların sınırını çizdi:

“Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim[8].”

İşte günümüzde dilden dile dolaşan ‘vaat edilmiş topraklar’ ya da kutsal toprakların kabaca sınırı budur; Hitit dahil Nil’den Fırat’a…

Ve burada geçen ‘dört yüz yıl kölelik’ Yusuf’un Mısır’a satılması ve Musa’nın İsrailoğullarını Mısır’dan çıkartmasıyla arada geçen dört yüz otuz yıldır.

Nil’den Fırat’a diyerek başlayan cümle arasında geçen isimler ise antik çağlarda bu coğrafyada yaşamış olan toplulukların adıdır ki bunların başında Filistinliler yer alır.

Tevrat’a göre Tanrı’nın vaat ettiği topraklara İsrailoğullarının gelmesi, yerleşmesi ve yaşaması için de bir şartı vardı. Tanrı bu şartı açıklamadan önce İbrahim’e vaadini şöyle hatırlattı:

“Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım. Benim yolumda yürü, kusursuz ol. Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.  Seninle yaptığım antlaşma şudur; Birçok ulusun babası olacaksın. Artık adın Avram değil, İbrahim olacak.

Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak. Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim.

Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım.

Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.”

Ve Tanrı şartını açıkladı; toprak vaadinin ilk şartı sünnet idi ve Tanrı bu şartı, İsrailoğulları’nın bu anlaşmaya bağlı olması koşuluna şöyle bağlamıştı:

Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu[9].”

Başlangıçta Avram adıyla yola çıkan bu kutsal kişilik, Tanrı buyruğu ile Abraham/ İbrahim adını aldı.

Karısı Saray’a gelince, o da Saray değil artık Sara’dır, çünkü Tanrı onun da ismini değiştirmişti:

“Karın Saray’a gelince, ona artık Saray demeyeceksin. Bundan böyle onun adı Sara olacak. Onu kutsayacak, ondan sana bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. Halkların kralları onun soyundan çıkacak.”

İbrahim’in eşi Sara’dan İshak, diğer eşi Hacer’den ise İsmail adında iki oğlu oldu ve ilk çocuğu İsmail’di. Bu nedenle İbrahim soyunun İsmail’le sürmesini istemişti, ancak Tanrı bunu kabul etmedi ve İbrahim’e soyunun İshak’la süreceğini buyurdu:

“Karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın. Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim.

İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak.

Soyunu büyük bir ulus yapacağım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak’la sürdüreceğim[10].”

İbrahim Tanrı’nın buyruklarını aynı gün yerine getirdi ve evindeki bütün erkekleri o gün sünnet ettirdi. Böylece Tanrı’nın vaat edilmiş topraklara ilişkin ilk şartı da yerine getirilmiş oldu.

İbrahim uzun süre Filistin/Kenan topraklarında yaşadı.

Tanrı’nın İbrahim’e yapmış olduğu toprak vaadi oğlu İshak ile de sürdü.

Filistin’de bir kıtlık çıkıp da İshak Mısır’a gitmeye kalktığında, Tanrı onu durdurdu ve babasına yapmış olduğu vaadi ona anlattı:

“Mısır’a gitme. Sana söyleyeceğim ülkeye yerleş. Orada bir süre kal. Ben seninle olacak, seni kutsayacağım: Bütün bu toprakları sana ve soyuna vereceğim.   Baban İbrahim’e ant içerek verdiğim sözü yerine getireceğim. Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim.

Yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. Çünkü İbrahim sözümü dinledi. Uyarılarıma, buyruklarıma, kurallarıma, yasalarıma bağlı kaldı[11].”

Bu yüzden İshak, oğlu Yusuf’un peşine takılarak hemen Mısır’a gitmedi, Hebron’da kaldı.

O da tıpkı babası gibi, oğlu Yakup’un Kenanlı kadınlarla evlenmesine karşı çıktı ve onu akrabası Nahor’un torunu Lavan’ın kızı ile evlendirdi.

Yakup gelinleri alıp geri dönerken, gece bir düş gördü; yeryüzüne bir merdiven dikilmiş, bu merdivenle başı göğe erişiyor ve Tanrı’nın melekleri merdivenden inip çıkıyordu.

 Ve aynı gece Tanrı Yakup’a göründü ve İbrahim soyunun kendisi ile süreceğini bildirdi:

 “Atan İbrahim’in, İshak’ın Tanrısı RAB benim. Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız.

Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak.

Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım[12].”

Yakup Paddan-Aram’dan dönünce de, Tanrı ona yine görünmüş, onu kutsamış ve adının İsrail olduğunu buyurmuştu:

“Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak.

Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım. Verimli ol, çoğal. Senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak.

Kralların atası olacaksın. İbrahim’e, İshak’a verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım[13].”

Yıllar sonra İshak’ın babası İbrahim öldü ve Hebron’da gömüldü. İshak yaşlandı, oğlu Yusuf Mısır’a satıldı ve uzun süre onu göremedi. Sonra İshak da Mısır’a gitti ve oğullarının yanında yaşadı ve orada hayata gözlerini kapadı…

İsrailoğulları Mısır’da çok uzun süre kaldılar, çoğaldılar, büyüdüler.

Öylesine çoğaldılar ki Mısır bundan rahatsız oldu, sayılarının artmaması için yeni doğan İbrani çocuklarını öldürmeye başladı.

İşte tam böylesi bir süreçte Musa dünyaya geldi ve Tanrı İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a yapmış olduğu Nil’den Fırat’a kutsal topraklar vaadini Musa’ya da yaptı ve ona gökyüzünden seslendi:

“Musa, Musa! Fazla yaklaşma. Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım.

 Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlılar’ın elinden kurtarmak için geldim.

O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim[14].”

İsrail’in Tanrısı işte böyle diyor; Hitit dahil Nil’den Fırat’a…

Şimdi şöyle bir toparlar isek..

Bu vaat edilmiş topraklar meselesi önce İbrahim’le başlamış, sonra oğulları İshak ve Yakup ile devam etmişti. Onlar hayattan ayrılınca devreye Musa girmiş ve Tanrı aynı vaadi Musa’ya da yapmıştı.

Şimdi devir Musa’nın devridir…

Musa’ya yapılan bu ilk vaatten sonra, İsrailoğulları Mısır’dan çıktılar, Musa önderliğinde vaad edilmiş topraklara doğru, çölde kırk yıl süren uzun bir yolculuk yaptılar. Bugünkü Ürdün’ün Şeria Nehri yakınlarında konakladılar.

Ve tam bu anda gökyüzü sarsıldı ve Tanrı tekrar Musa’ya görünerek, ilk kez, vadedilmiş toprakların sınırını baştan aşağıya çizdi:

“Ey Musa,  İsrailliler’e de ki, Mülk olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak: 

Güney sınırınız Zin Çölü’nden Edom sınırı boyunca uzanacak. Doğuda, güney sınırınız Lut Gölü’nün ucundan başlayacak, Akrep Geçidi’nin güneyinden Zin’e geçip Kadeş-Barnea’nın güneyine dek uzanacak.

Oradan Hasar-Addar’a ve Asmon’a, oradan da Mısır Vadisi’ne uzanarak Akdeniz’de son bulacak. Batı sınırınız Akdeniz ve kıyısı olacak.

 Kuzey sınırınız Akdeniz’den Hor Dağı’na dek uzanacak. Hor Dağı’ndan Levo-Hamat’a, oradan Sedat’a, Zifron’a doğru uzanarak Hasar-Enan’da son bulacak. Kuzeyde sınırınız bu olacak.

 Doğu sınırınız Hasar-Enan’dan Şefam’a dek uzanacak. Sınırınız Şefam’dan Ayin’in doğusundaki Rivla’ya dek inecek. Oradan Kinneret Gölü’nün doğu kıyısındaki yamaçlara dek uzanacak.

Oradan Şeria Irmağı boyunca uzanacak ve Lut Gölü’nde son bulacak. Her yandan ülkenizin sınırları bu olacaktır.[15]

Tanrı’nın Musa’ya çizdiği vaat edilmiş toprakların sınırı, Yahudi düşünürler arasında epey tartışmalara yol açtı tıpkı ülkemizde olduğu gibi.

Kimi sadece Filistin diyordu, kimi ise bunun da ötesi.

Nil’den Fırat’a kadar uzanan bu toprak parçası, İsrailli akademisyen İsrael Shakak’a göre ki bu yeni İsrail stratejisinin fikir babasıdır, Mısır’ın başkenti Kahire’den Türkiye’nin incisi Van’a kadar uzanmaktadır.

 İşte beyanı:

  • Vaat edilmiş topraklar:
  • Güneyde tüm Sina yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır’ın Kahire’ye kadar uzanan bir parçası;
  • Doğuda Ürdün’ün tamamı ve Suudi Arabistan’ın kuzey bölgesi; Kuveyt’in tümü ve Irak’ın çok büyük bir bölümü;
  • Kuzeyde Lübnan’ın ve Suriye’nin tamamı, buna ek olarak Türkiye’nin Van Gölü’ne kadar uzanan büyük parçası; ve
  • Batıda Kıbrıs.’

İsrail devletinde hala bu sınırlar üzerinde araştırmalar yapılmakta, istihbarat servisleri bu konuda özel raporlar hazırlamakta, kitaplarda, atlaslarda bu harita öğrencilere sunulmaktadır. Örneğin okullarda dağıtılan bir bildiride konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir:

’Biz burada en uygun yayılma yönteminden bahsediyoruz…

Politik açıdan (kuzeyde) ulaşmamız gereken sınır Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu Yahudi şeriatında yazılıdır. Dolayısıyla bu konuda her hangi bir anlaşmazlık olamaz.

Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir’.

Devam edelim..

Tanrı’nın İsrailoğulları’na vaat ettiği toprak anlaşması Musa’dan sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu ile devam etti.

Tanrı, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Yeşu’ya, Sina Dağı’nda Musa ile yapmış olduğu anlaşmaya sadık kalmak şartıyla vaat etmiş olduğu toprakları bildirdi:

“Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum.

Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağı’ndan –bütün Hitit ülkesi dahil– batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak.

Yaşamın boyunca hiç kimse sana karşı koyamayacak; nasıl Musa ile birlikte oldumsa, seninle de birlikte olacağım[16].”

İşte bugün araştırmacılar için en güvenilir kaynak olan Yahudiler’in kutsal kitabı Tanah’ta geçen ‘vaat edilmiş topraklar’ meselesinin özeti baştan sona budur; Tanrı tarafından İsrailoğulları’na bahşedilmiş Nil’den Fırat’a kadar uzanan kutsal topraklar

Peki, neden bu topraklar diye sorulduğunda cevap açık;

 İbrahim soyunun doğduğu, yaşadığı, göç ettiği ve İsrail’in oğullarının sürgüne gidip geri döndükleri ve de mezarlarının bulunduğu topraklar bunlar.

Bu bir inanç meselesidir.

 Bunun tek belgesi kutsal kitap Tanah’tır ve herkes inançlarında özgürdür.

Dolayısıyla burada ki asıl mesele; Yahudiler’in Tanah’ta geçen kutsal vaade yürekten bağlı olup olmadıkları değil, bu vaadi gerçekleştirmek için günümüz Ortadoğu’sunda bir savaşı göze alıp alamayacakları meselesidir.

Erdal Sarızeybek

Araştırmacı Yazar

Kitap:

İsrael/Nil’den Fırat’a Devlet Oyunları


[1] Tanah/Tevrat, Tekvin, Bölüm 12: 1-3.

[2] Beytel(Beth-el): Kudüs’ün kuzeyinde arkeolojik sit ve antik Filistin şehri.

[3] Negev(Necef)Neguev(Larousse): İsrail’in güneyindeki çölün adı.

[4] Tevrat/Tekvin Bölüm  12: 7.

[5] Tevrat/ Tekvin, Bölüm 13: 12-18.

[6] Kamame Kilisesi: Kıyamet Kilisesi veya Kamame Kilisesi tüm tektanrılı dinler için kutsal bir şehir olan Kudüs’tedir. Hıristiyanlara göre Hazreti İsa çarmıhta can verdikten sonra bu kilisenin içinde bulunan mezara gömülmüş. O yüzden Kamame (yahut Kıyamet) kilisesi tüm Hıristiyanlık álemi için aynı derecede önemli ve kutsal sayılıyor( Oktay Ekşi, yazar, Hürriyet, 23.04.2008.

[7] Zeytindağı, anı, s.41. Falih Rıfkı Atay, Pozitif Yayınları, 2004.

[8] Tekvin, Bölüm 15: 12-21.

[9] Yaratılış 17: 4/14.

[10] Yaratılış 17: 15/21.

[11] Yaratılış 26: 1/6.

[12] Yaratılış 28: 10/15.

[13] Yaratılış 35: 6/15.

[14] Tanah/Tevrat/  Çıkış, Bölüm 3: 4/8.

[15] Tevrat/Tekvin, Bölüm 34: 1/13.

[16] Tanah/ Yeşu, Bölüm 1:1/9.

Başa dön tuşu